Bugün, 15 Ağustos 2020 Cumartesi



Erhan ÖZALP


Türkiye’de Emekli Olmak!..


Türkiye’de Emekli Olmak!..


Bugünkü yazıma geçmeden önce Kurban Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyor, sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir bayram geçirmenizi temenni ederim.

Bu hafta Ülkemizdeki emeklilerin durumunu paylaşmak istiyorum. Ama milletvekilliğinden emekli olanlardan değil, birkaç emekli maaşı alanlardan değil, emekli olduktan sonra milletvekili olan, birkaç kamu kurumunda danışmanlık maaşı alan emeklilerden değil, gerçek emeklilerden bahsetmek istiyorum.

Hani 30, 40, 50 yılını bu ülkeye hizmet ederek geçirmiş, daha maaşını almadan önce vergileri  kesilmiş sıradan emeklilerden bahsediyorum. Avrupa ülkelerinde emekli olanlar emekli aylıklarıyla paşalar gibi yaşayabiliyorlar. Hayatlarının geri kalanının tadını çıkarıyorlar. Dünyayı geziyorlar. Her türlü sosyal güvenceleri devlet tarafından garanti altında. Her yönüyle özel olduklarını, gerçek ve değerli birer vatandaş oldukları hissettiriliyor. Ohh iyi ki emekli olmuşum diyebiliyorlar. Bizim ülkemiz gibi ülkelere gidip her şeyin en iyisini yaşayabiliyorlar. Zaten emekli olana kadar aldıkları maaşlarla evini aracını almışlar. Ağır ve anlaşılması güç vergiler ödemiyorlar. Emekli olduklarında ise aldıkları toplu para ve sağlanan sosyal güvencelerle özellikle hayat onlar için kolaylaştırılıyor.

Peki bizim sıradan emeklilerimiz!..

Kamuda çalışanlar emekli oluncaya kadar her ay sonu maaşlarından çatır çatır kesintiler yapılıyor. Güya emekli olduklarında onların güvencesi olacak diye. Evet bir biçimde emekli oluyorlar. Bu kesintileri toplu olarak almaları gerekiyor. Tüm hayalleri de bu. Eskiden biraz işe yarıyordu. Şimdilerde bunu almaları bile risk altında çünkü bunun üzerinde de oyunlar oynanıyor. Tüm bunları bir kenara koyarak bakıldığında kamu emeklilerinin SSK primleri düzenli ve maaşı üzerinden yattığı için biraz daha şanslılar. Özel sektörde emekli olanlarınsa kaybı tarif edilemez. Onlar yıllarca SSK’ları yatıyor sansalar da pek çoğu yatmadığını uzun yıllar sonra fark edebiliyorlar. Böylece yaşı dolmasına karşın ya emekli olamıyorlar, üstüne üstlük bir de o yaşlarda iş bulamıyorlar. Yani tam iki arada bir deredeler. Bu durumda olanların sayısı öylesine fazla ki!.. Bilen yok. Çünkü hiçbir muameleye tabi değiller. Ne işsiz statüsündeler, nede emekli… Anlayacağınız kayıt dışı bir durumdalar.

Emeklilerimizin çoğu ciddi sağlık problemleriyle boğuşuyorlar. Gelirleri sağlık desteği almaları için çok kısıtlı. Ekonomik güçlük içerisindeler. Çoğunun özel bakıma ve barınmaya ihtiyacı var. Ancak gelirleri bu ihtiyaçlarını karşılamaya uygun değil. Pek çoğu birkaç yıl içerisinde sağlık sorunlarından dolayı hayatını kaybediyor. Pek çoğu kirada oturuyor. Aldıkları maaş hem kira, hem geçimlerine yetmediği için ek iş yapma ihtiyaçları var. Ama o yaşlarda iş bulmakta imkânsız. Bir kısmını günün erken saatlerinde çöp kovalarından satabilecekleri bir şeyler toplarken görebilirsiniz. Tanıdık birilerince görülme korkusu yaşıyorlar. Gururları inciniyor. Mahcup ve mutsuz oluyorlar.

Bayramlarda seyranlarda gelenleri gidenleri de yok. Çoğu unutulmuş. Bir başına ömrünü tamamlama derdindeler. Sadece kendileriyle aynı kaderi paylaşan diğer emeklilerle sohbet ediyorlar. Onlar birbirine aile olmuşlar. Birbirini tamamlıyorlar. Birbirinin yanında utanmıyorlar. Çünkü aynı şeyleri yapıyor, aynı şeyleri yaşıyorlar. Çocuklarına torunlarına bayramlarda bir şeyler verememenin ezikliğini, mahcubiyetini yaşıyorlar.

Her seçim döneminde siyasilerin vaat ettiklerini gerçekleşmesini umut ediyorlar, her zam dönemi geldiğinde, ikramiye dönemi geldiğinde bir hevesle, bir umutla bu defa bizim içinde devletimiz bir çare üretecek diye bekliyorlar. Ama nafile. Hayatın gerçekliği başka, TUİK’in gerçekleri başka oranları gösteriyor. Hevesleri her seferinde kursaklarında kalıyor. Ve bir gün aramızdan sessizce, hiç olmamışlar gibi çekilip gidiyorlar…

Umarım hala büyüklerimiz yaşarken onlar için en kısa zamanda doğru ve anlamlı çözümler üretip sunabiliriz. Bu sorumluluğun esası elbette ki devletimize ait. Ancak bu sorumluluğu, yerel yönetimler, mülki amirlikler, en önemlisi de ailelerin paylaşması gerekiyor. O zaman belki bu yarayı biraz iyileştirebiliriz.

Saygılarımla…