Dr. Suphi Toprak


KÜRESEL ISINMAYI BİR DE BENDEN DİNLEYİN

Dünyamızın ısındığını en sıradan vatandaş bile fark ediyor.


Dünyamızın ısındığını en sıradan vatandaş bile fark ediyor. Köylü Namık amca eskiden evin bahçesine yağan karı küreyerek ninesine gidebildiğini, şimdilerde ise kar bile yağmadığının farkında. Dünyanın her köşesinde herkes son yıllarda bir şeylerin değiştiğini, eskiden olmayan doğa olaylarının olmaya başladığını görüyor. Bilim adamları buna “ küresel ısınma ismini takmışlar. Nerede ise tüm bilimsel gelişmeler bizim dışımızda geliştiği için bu ismi de bizim dışımızda birileri taktılar. Biz de İngilizce “global warming” terimini Türkçeye çevirip “küresel ısınma” demişiz. Böyle çeviri terimler normal halkımız için yeterince anlaşılır, açıklayıcı oluyor mu acaba? Asla olmuyor. Ancak dünyadaki geniş halk kitlelerinin ne olup bittiğini bir an önce anlamasına ihtiyaç var. Yoksa para kazanmak isteyen sanayicilerin, güzel yaşamak isteyen ve buna yetecek kadar parası olan kitlelerin, seçim kazanmak isteyen politikacıların el ele verip tam gaz dünyayı yok etmeye götürürlerken bir anda akıllarını başlarına toplayıp aniden insafa geleceklerini beklemek saflık olur. Toplumsal baskı gerek. Toplumsal baskı için ise bilinç gerek.  Bilinç oluşması için kitlelerin anlayabileceği açıklıkta anlatımlar gerek.

Önce en anlaşılır bir cümle ile sorunu özetleyeyim. Dünyamız büyük bir hızla ve sürekli ısınıyor sevgili okuyucularım.

Dünyamızın ısınıyor olduğunu bize nasıl anlattılar? Önce “ozon tabakası deliniyor” dediler, şimdi de “sera gazlarının salınımının arttığından” söz ediyorlar. Doğa bilimsel bir eğitim aldığım için bu sözlerin içini ben doldurabiliyorum. Ama acaba çoğunluk vatandaşımız bunun anlamını anlayabiliyor mu? Son yıllarda koltuk altı deodorantların gazları değiştirildi. Sorun bu kadar basit mi? Bu yeni ürünleri satın alarak, yeni klima gazları doldurulmuş klimalarla serin evlerimizde otururken görevimizi yaptığımızı düşünebilir miyiz?

Küresel ısınma hakkındaki kişisel görüşlerimi bir de ben sizlere iletmek istedim. Belki birkaç hafta sürecek bu yazıda hem şu an bilineni sizlere anlaşılır anlatımlarla aktarmaya çalışacağım hem de kimisi henüz bilim insanları tarafından üzerinde çalışılmayan kendi görüşlerimi de araya ekleyerek tarihe not düşmeye çalışacağım. Kim bilir belki bir gün dediklerim çıkar siz de benim şahitlerim olursunuz. J

Dünyamıza güneşten sürekli ısı gelmekte ama bunun bir kısmı içeride tutulsa da bir kısmı geri dışarıya yansıtılmaktadır. Bu sayede dünyamız ısısını korumaktadır. Daha doğrusu korumaktaydı diyelim çünkü son 150 yıldır sürekli ısınıyor. Dünyamızın ısısını korumasında en önemli koruyucu etken dünyayı saran hava tabakasıdır. Buna atmosfer deniyor. Eğer dünyayı saran hava tabakası olmasa idi dünyamız bu gün bir ateş topu gibi kavrulmuş olurdu. Oysa on beş bin yıl kadar önce buzul çağından çıkan dünyamız o zamandan bu zamana kadar güneşten aldığı ve geri verdiği ısıyı nerede ise eşit tutabilmiştir. İnsanlık tarihinde dünyanın kimi zaman hafif soğuduğu kimi zaman da hafif ısındığı dönemler biliniyor ama bunların hepsi kısa süreli dönemler. Oysa 1800’lerin sonundan beri dünyamız sürekli ısınıyor.  Bu ısınmanın sonucunda iklim değişiklikleri olmaya başladı. Buzullar eriyor, umulmadık fırtınalar seller oluyor, dünyadaki çöller artıyor, umulmadık orman yangınları oluyor. Böyle giderse kutuplardaki tüm buzulların eriyeceği, dünyanın bazı kısımlarının insanların yaşayamayacağı kadar ısınacağı, ormanların belki tamamen tahrip olacağı, kıtlık, açlık, seller, fırtınalar olacağı bekleniyor. Bir cins kıyamet bekleniyor yani.

Dünyanın sürekli ısındığı bu son yüz elli yılda yapılan tüm ölçümler güneşten dünyaya gönderilen ısının artmadığını, aynı olduğunu gösteriyor. Peki, 1800’lerin son yıllarından itibaren dünyada neler oldu? Öncelikle sanayi devrimi oldu.