Bugün, 29 Mayıs 2020 Cuma



Levent SARSINCI


KENT MÜZESİ  Mİ  &  KENT ARŞİVİ  Mİ  ?


KENT MÜZESİ  Mİ  &  KENT ARŞİVİ  Mİ  ?

Kent Müzeleri: kent kimliğini ve kentlilik bilincini geliştiren, kentte yaşayan değişik etnik, dinsel, kültürel, toplumsal gruplar arasında karşılıklı anlayış, karşılıklı saygı ve ortak yaşam kültürünü güçlendiren, bir sivil platform oluşturarak kentlilerin kentteki tarih mirasını korumasında aktif bir rol oynayan, kentin sorunlarına çözüm bulma kapasitesini artıran ve demokratik bir biçimde tartışılıp belirlenmiş kentsel gelişme perspektifin gerçekleştirilmesine katkıda bulunan, kentin bir bütün olarak derinliğine, tanıtımına yardımcı olan, uzmanlaşmış iletişim, eğitim, koruma ve kültür merkezleri olarak öne çıkar.

Dünyanın çeşitli kentlerinde ki “Kent Tarihi Müzesi”, “Kent Müzesi”, “Belediye Müzesi”, “Kentsel Gelişme Müzesi”,”Tarih Müzesi” gibi adlarla anılan bu müzeler, kuşkusuz bir kentten ötekine farklı birçok özelliğe sahiptirler. Kent Müzeleri, genellikle oluşturdukları arşiv ve kütüphanelerle, sağladıkları araştırma olanaklarıyla, yaptıkları yayınlarla, düzenledikleri kurslarla, konferanslarla, kongrelerle, sinema ve tiyatro gösterileriyle, şenliklerle ve kent turlarıyla yukarıda yapılan işleri gerçekleştiren kuruluşlardır. Kent ve kentlilik kimliğinin oluşturulup sağlamlaştırılmasında arşiv, kütüphane ve koleksiyonların geliştirilmesinin ve bunlara dayanan araştırmaların çoğaltılmasının önemli bir yeri vardır.

Ayrıca, kent müzelerinin bir bölümü yerel yönetimlerle işbirliği yaparak, kentin gelecekteki gelişme perspektifin karşı karşıya bulunduğu önemli sorunların tartışıldığı platformlar olarak da işlev görmektedirler.

Kent müzelerinin kentin daha iyi tanınmasına ve korunmasına yönelik çalışmalar içinde doğal olarak, doğrudan doğruya kentteki kültürel mirasın korunması özel bir yer tutmaktadır. Yalnız mimari mirasla ve maddi kültürel mirasla sınırlı kalmaması, manevi mirası ve taşınabilir kültür varlıklarını da kapsaması gerekir. Bu çalışmalarla kent müzeleri, kentin ortak mirasını yok etmeye, yozlaştırmaya karşı “sivil bir üs” olarak işlev görmeyi hedeflemektedirler. Başarılı kent müzeleri, kentin kültürel miras envanterini hazırlayarak, kent arkeolojisi projelerini üstlenerek ya da bu işle görevli kurumlar varsa onlarla işbirliği yaparak kentsel mirasın korunmasında doğrudan rol almaktadırlar.

Londra, Amsterdam, Kopenhag gibi kentlerde müzeler, yürüttükleri çalışmaların her bir aşamasında bunları kentlilerle paylaşarak, kentlileri ilgilendirmeyen çalışmalar olarak algılanmasını engellemektedirler.

Önümüzde çok net bir örnek var. AHMET PİRİŞTİNA KENT ARŞİVİ VE MÜZESİ

Ahmet Piriştina’nın “Tarihsel ve geleneksel değerleri titizlikle korumak ve değerlendirmek; kent arşivini çağdaş yöntemlerle bir belgelikte derlemek” amacıyla kurduğu ve 10 Ocak 2004’de faaliyete geçirdiği İzmir Kent Arşivi ve Müzesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bugüne kadar gerçekleştirdiği en değerli yüz akı projelerinden biridir...  Bugün Ahmet Piriştina aramızda yok. Ama onun eseri onun ismiyle yaşamaya, büyümeye devam ediyor.

AHMET PİRİŞTİNA KENT ARŞİVİ VE MÜZESİ konulu gerçekleştirilen bir söyleşide İzmirli gazeteci Hasan Tahsin Kocabaş’ın o döneme ve konuya dair değerlendirmesi şöyledir;

“Burasını ilk düşünen, merhum belediye başkanı Ahmet Piriştina'dır. Ahmet Başkan'ın çevresinde entelektüel bir grup vardı. O ekibin de yönlendirmesiyle, bu fikre ısındı. Aynı zamanda Ahmet Başkan, çok okuyan bir insandı. Sıkı bir kitap kurdu ve araştırmacıydı. Tarihe, sanata ve edebiyata düşkündü. İzmir’de de o dönem 5000'inci yıl etkinlikleri vardı. Düşünün, 5000 yıllık bir kent... Roma'sı var, Bizans'ı var, Lidya'sı var, Selçuklu'su var... Timur bile gelmiş ortalığı dağıtmış gitmiş. Böyle bir tarih, böyle farklı medeniyetler... Batıdan gelen rüzgar hiç eksilmemiş, doğudan gelen göç hiç eksilmemiş. Doğudan gelen göç ve batıdan gelen rüzgarın etkisiyle İzmir medeniyeti oluşmuş. İzmir medeniyetinin kökeni hoşgörüdür. Hıristiyanlar kaçmış yer altlarında ibadet ediyorlarmış ve Romalılar onları yakaladığı yerde öldürüyormuş, stadyumlarda yakıyormuş. Çok acı çekilmiş. İzmirliler geçmişte hep katliamlara uğramışlar, baskınlara savaşlara maruz kalmışlar ve bu savaşlar onları birleştirmiş. Hoşgörü de buradan gelmiş. Onun için İzmir'de kim olursa olsun, ne olursa olsun, neyi düşünürse düşünsün hoşgörü payı böylesine yüksektir. Bir gün bu hoşgörü ortadan kalkarsa, işte o zaman İzmir biter.”

Demek ki neymiş ?  
Kentlerin vizyonunu o kenti yönetenlerin vizyonu belirlermiş.

Kenti yönetenlerin doğru kararlarını da çalıştıkları kadroların bilgisi, birikimi, deneyimi ve entelektüel kimlikleri belirginleştirir.

Ayrıca Kent arşivi yada Kent müzeleri ben böyle uygun gördüm denilerek yapılacak kadar basit işler değildir. Sizin döneminizden sonra da yaşaması öngörülen doğru olması gereken çalışmalardır. Dolayısı ile kentliyle konuşmak, onların bilgisine, birikimine, fikrine başvurmak bir zorunluluktur. Bunu eksik bıraktığınızda projenize en büyük zararı siz kendiniz vermiş olursunuz.

Arkeolog ve araştırmacı Ekrem Akurgal’ın da dediği gibi; Kent müzesinin en önemli koleksiyon malzemesi kentin kendisidir ve içindeki insanlardır. Dolayısıyla, bir kent müzesi oluşturulacaksa, o kentin içinde yaşayan insanların ne düşündüğünü, beklentilerini ve görüşlerini dikkate almak durumundasınız...

İlçemizin bir müzesi olması bu kentte yaşayan hiç kimseyi rahatsız etmez.

Sorun; bu konuda yeterliliği olan, kendisini bu kente adamış, bilgi, birikim, vizyon sahibi hiç kimseye danışılmaması. Bu insanlar hem yol gösterebilir, süreci aydınlatabilir, anlaşılır hale getirebilir, hem de sahip oldukları kaynaklarla kent müzesini destekleyebilirler. Yoksa müze yapacağız da neyi sergileyeceğiz...

Kişisel kanaatimi söylemem gerekirse; bizim Kent Müzesi’nden önce Kent Arşivine ihtiyacımız var. Başlamak için de yapılmakta olan yapı yeterli olabilir.

Ancak tamamen bu konu için planlanırsa !..

Sevgi ve Saygılarımla...