Dr. Suphi Toprak


KARPUZ KABUĞU CİNSEL GÜCÜ ARTTIRIYOR

Karpuzun kabuğuna en yakın yerinin faydaları son yılların gündemi oldu


Karpuzun kabuğuna en yakın yerinin faydaları son yılların gündemi oldu. Bu konuda bilim adamları çalışmalar yaptılar, ülkenin en çok okunan sağlık yazarı hekimler de bunu duyurucu yazılar yazdılar. Karpuzun kabuğuna yakın yerinde sitrulin diye bir madde var ve bunun cinsel gücü de arttırdığı vurgulandı. Bunun yanında karpuzun kabuğuna yakın kısmı yüksek miktarda A ve C vitamini içerir. A vitamini cildin kırışmasını önler. Likopen kemik sağlığını korur, kan basıncını düzenler. Kalsiyum ve potasyum ihtiyacını karşılar.  Kanser hücrelerine karşı koruyucudur. İdrar söktürücü etkisi vardır böbrekleri çalıştırır. Astım, kalp ve damar tıkanıklığı, kalın bağırsak kanseri ve kireçlenme gibi hastalıklara iyi geldiği de vurgulandı. Bu bilgileri duyan kimi halkımız artık karpuz kabuğunu atmamaya, yiyemediği kısmını reçel yapmaya başladı.

Oysa biz son yıllarda her nimet gibi karpuzu da hoyratça israf ediyorduk. Karpuz kabuğundan uzaktan kesiliyor ve yenebilecek kimi kısımları üzerinde olan kabuğu çöpe gidiyordu. Bir yanlış davranışı düzeltmek için hep bize mucizevi faydalar mı anlatılması gerekli?

Çocukluğuma gittim. Özellikle bayramlarda çok kalabalık toplaşan kalabalık ailelerdik. Her iki dedemin evinde ülkenin iyi eğitimli bireyleri olan halam, amcam, teyzelerim, dayım, eşleri ve çocuklar toplanırdık. Annemin babası olan Hacı Dedemin evinde görece zengin ikramların olduğu kalabalık masalar kurulurdu. Yaz bayramlarında kayrak taşlarla döşeli büyük iç avlu buz gibi sularla yıkanır, o kadar kişiye buzdolabı yetişmeyeceği için dışı soğuk soğuk terleyen küpün içinden alınan serin sular ikram edilirdi.

Yaz bayramlarının olmazsa olmaz yiyeceklerinden birisi karpuzdu. Karpuz üzerinden bir kapak çıkartıldıktan sonra dörde bölünür ve kendi kabuğunun içinde dilimlenerek masaya getirilirdi. Herkes kendi çatalı ile dilimleri kabuğun içinden teker teker alır yerdi. Kimi zaman ısırarak yenebilecek ince dilimler biz çocukların eline verilirdi. Biz bu dilimleri alıp bahçenin taş döşeli olmayan kısımlarına gider, orada suyunu akıta akıta yerdik.

Masalardaki karpuzların dilimlenmiş olan iç kısımları bittiğinde büyüklerimiz bir kullanılmamış kaşık alır ve kabuğun içini kaşıkla yeniden sıyırırlardı. Bu işleme “ kaşımak” derdik. Bu kez çatallarımızı batırarak bu kalın yongalara batırır yerdik. Bugün bu aşama bile çoğunlukla ihmal ediliyor artık. Oysa biz daha ilerisini de yapardık.  Büyüklerimizden birisi kabuğu alır ve bahçenin sıçrayan karpuz sularının sorun olmayacağı bir bölümüne gider orada bu kez kaşığın ucunu kullanarak yenilebilir olan her kısmını kazırdı. Bu işlemin adı bizim ailede “ çıtır pıtır” idi. Bu şekilde bu sulu sanki rende ile elde edilmiş gibi, çoğunlukla yeşilimsi kırmızı bir öbek oluşurdu kabuğun içinde. Onu da kaşıklarımızı kullanarak afiyetle yerdik. Bu aşamaya gelmeden doymuş olan kimi çocukların bu aşamadan muaf tutulduğu olurdu. Ama çoğunluk bu aşamaya da katılırdı.

Karpuzun veya kavunun kabuğuna en yakın kısmının kaşığın ucuyla kazınması işlemi kimi zaman çok ileriye götürülürse masadan birileri kabuğu çıtır pıtır yöntemi ile kazımakta olana seslenerek “ yete gari, Bayındı göründüü” diye laf attığı da olurdu. Tire şivesi ile söylenen bu cümle kabuğu kazıyanın o kadar fazla kazıması sebebiyle kabuğun şeffaflaştığını ve kabuğun içinden bakıldığında Menderes ovasının karşı yakasından ışıkları ile bize varlığını belli eden Bayındır ilçesinin görülebileceğinin şakasıydı.

Biz bunları niye yapardık? Tire’nin görece zengin, eşraf aileleriydik. Damatlar ve torunlar çoğunlukla İzmir’de iyi semtlerde oturan en iyi okullara giden ortanın üstü gelir grubu bireyleriydi. Biz tüm bunları doğanın ( Allah’ın) kuralı olduğu için yapardık. Bizim için o gıda bir “ nimet” idi ve hiç israf edilmeden değerlendirilmeliydi. 

Gördüğünüz gibi kimi gerçekleri ortaya çıkartmak için bilim adamlarının bunları bize kerametli laflarla anlatmaları gerekmiyor.  Biz farkında varsak da varmasak da dünyamızda kurulu çok karmaşık bir düzen var. İster buna “Allah’ın hikmeti” deyin ister “doğa” fark etmez ikisi de aynı yere gider. Bu düzenin kuralları bize ne yapmamız gerektiğini apaçık söylüyor. Bunları çarpıtan unutan biziz.