Bugün, 29 Mayıs 2020 Cuma



Recai ÖNAL


Gediz Nehrimizin Acı Çığlığı


Gediz Nehrimizin Acı Çığlığı

Bu haftaki yazımda sizlere Gediz nehrimizin fotoğrafını çekerek bilgi dağarcığımdaki konuları sizlerle paylaşmak istiyorum. Yazıma geçmeden önce geçen hafta korona virüsün gölgesinde kalıp coşkuyla kutlanamayan 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum.

Gediz Nehri, Anadolu’dan Ege Denizi’ne dökülen Büyük Menderes Nehri’nden sonra ikinci büyük akarsuyumuzdur. Havza alanı 17.500 km2 olup 401 km uzunluğundadır. Kütahya’nın Murat Dağı’nda doğup İzmir’in Foça ve Menemen ilçe sınırlarından denize dökülmektedir. Dünya mirası sit alanı olarak 15 Nisan 1998 tarihinde uluslararası Ramsar Sulak Alanlar Sözleşmesi ile koruma altına alınmıştır. Kütahya’dan doğup Uşak, Manisa ve İzmir’in il sınırları içerisinde denize dökülmektedir.

Gediz Nehri, taşkın dönemlerinde sık sık yatak değiştirip 40.000 hektarlık bir delta oluşturmuştur. Zaman içerisinde İzmir körfezindeki bazı adaları da kara ile birleştirmiş ve delta ovası içerisinde kalmıştır. Gediz Nehri üzerinde, Manisa’nın Salihli ilçe sınırları içerisinde 1960 yılında Salihli Demirköprü barajı inşa edilmiştir. Baraj üç amaçlı yapılmıştır. Bu şekilde taşkın koruma, elektrik üretimi ve tarımsal sulama yapımı amaçlamıştır. Gediz Nehrimiz 100.000 hektarlık tarım arazilerinin sulanması amacıyla Salihli barajından deşarj edilen suyla bu alandaki tarımsal arazilerin su iletimini sağlayan hattır. Demirköprü barajına gelmeden önce Uşak ilinde başta dericilerden kaynaklı olmak üzere çok sayıda sanayi ve evsel atıklar vardır. Salihli, Kula ve Ahmetli ilçelerinin evsel ve sanayi atıkları deşarj edilmektedir.

Kirliliğin en önemli başlangıcı barajdan sonra nehrin faunasında meydana gelen daralmadır. Nehrin kolları arasında Karaçay, Nif çayı, Alaşehir çayı en fazla kirli suyun geldiği çaylardır. Gediz Nehri’nin bugün için kilometrelerce uzunluğunda bir açık kanalizasyon isale hattına dönüştüğü görülmektedir. Nehrin flora ve faunasıyla can çekişmekte ve kendisiyle birlikte içinden geçtiği tarımsal ovada bulunan arazilere ölüm götürdüğü dile getirilmektedir. Bunun sorumluları çevre duyarlılığı olmayan, açgözlü sanayiciler ve işletmelerdir. Ne yazık ki suçlu gösterilen kesim oy kaygısı ile hareket eden yerel yönetici ve şüphesiz merkezi idaredir.

Gediz Nehrimizde 80’li yıllarda temiz ve içilebilir suyumuz vardı, balıklarımız ölmüyordu. Zaman içerisinde alınmayan önlemler sonucu ne yazık ki suyumuz kirlendi. Bu süreçte 90'lı yıllarda deşarj edilen kirli evsel ve sanayi atık sularıyla kirlilikten en fazla zararı Menemen ovası gördü. Kaldı ki ovamız ülkemiz coğrafyasında aşağı Gediz ovalarının son noktası olan 22.000 hektarlık ekilebilir en verimli tarım arazilerine sahiptir. Tarımsal su ihtiyacı kurak yıllarda ovaya alınan atık sularla gerçekleşmekte, tarım arazilerimiz her geçen yıl elden çıkarılmaya zorlanmaktadır. Bu yıl tarımsal sulama açısından yeterli suyumuz olmadığından ovamız da bu atık ve kirli suya mahkum edilecektir.

30 yılı aşkın süredir Gediz’in kirliliğinin çözümü için bir yol arayışına gidildi, ancak bir arpa boyu yol alınmadı. Aynı tas aynı hamam kirliliğimiz devam ediyor. Gediz nehir yatağının temizleneceği öne sürülerek yatağın ekosistemi bozularak rusubat temizliği çalışmasına başlandı.

Dereler nehirlerle, nehirler de denizlerle buluşur. Yapılan rusubat temizlik çalışmaları mahsaptan yani döküldüğü noktadan başlar, menbaya doğru kot verilerek devam eder. Ancak  Gediz Nehrimizin rusubat temizliğine nehrin ortasından başlandı. Nehrin son noktası (mahsap) temizlenmediğinden her yıl kış aylarında yağan aşırı yağışlarda tarımsal araziler sular altında kalıyor. Bunu anlamak mümkün değil. Buradan sorumlu kurum ve kuruluşlara sesleniyorum. Gelecek nesillerimize verimli tarım toprakları bırakalım, kirli bir nehir bırakmayalım. Lütfen ovamızı çölleştirmeyelim. Gediz ölmesin, öldürmesin!

Saygılarımı sunuyorum. Haftaya görüşmek dileğiyle.