Dr. Suphi Toprak


EYLÜL’ÜN 6 VE 7’SİNDE NELER OLMUŞTU

Bu yazıyı 6 Eylül günü yazıyorum.


Bu yazıyı 6 Eylül günü yazıyorum. Okul arkadaşlarımla yazışma grubumuza aile büyüklerinin bu güne ait anıları olanların yazmalarını istemiştim. Bizim neslimiz aslında bu gün olanları hatırlayabilecek durumda olmamıza rağmen başlangıçta anı yazan pek olmadı. Oysa 6 -7 Eylül 1956 tarihimizin kara günlerinden birisidir ve çoğu kötü anı gibi unutulmaya unutturulmaya çalışılır. Biz bile unuttuğumuza göre yeni nesil hiç bilmiyor olmalı.

Anısını yazan arkadaşımın annesi çoğu gün olduğu gibi iki gün önce beraber çay içtiği yan komşusu tarafından “burada ermeni” var diye ihbar edilmiş. İhbar edilmiş ki 6 ve 7 eylül 1956’da evleri, dükkanları yakan yıkan talan eden gözü dönmüş kalabalıklar onun evine de girsinler, evini talan etsinler, onu taciz tehdit etsinler. Hatta tecavüz etsinler. Oysa o 1915 sürgününden şans eseri sağ kurtulup döndükleri köylerinde azınlıkta kalan ve yeni gelenlerin tehditlerinden yılıp köyü terk ederek İstanbul’a göç eden ailelerin çocuklarından birisiydi. Evdeki büyükanne köyün ismi anılmaz ama memleketten söz edildi mi ellerini başının arasına alır ve yere çökermiş. Zaten korkuları vardı adını anmak, anlatmak istemedikleri, unutmak istedikleri. Onlar ermeni kökenli vatandaşlarımızdı.

Çoğu ermeni anlatısında hep iyi birileri vardır.  O iyiler kimi zaman bir yaralıyı alıp tedavi etmişler, kimi zaman birisini kolundan tutup çekip saklamış ölümcül yürüyüşe bırakmamışlardır.

Arkadaşımın annesinin öyküsünde de işte böyle bir “iyi” aniden ortaya çıkıyor. Henüz gençliğinin baharında, güzelliğini giyinmiş, öldürülmese bile tecavüze uğraması çok muhtemel bu kadın ile o gözü dönmüş kalabalığın arasına bir denizci asker tek başına giriyor. Vücuduna Türk bayrağını sarıyor ve kalabalığın karşısına “onu almanız için beni öldürmeniz gerek” diye dikiliyor. Kalabalığın bir anlık duraklaması, ileride arkadaşımın annesi olacak bu genç kadına kaçıp kurtulma şansını veriyor.

Arkadaşım mı kim? Sarkis, bizim sınıf arkadaşı Sarkis. Aynı Yani gibi, Corç gibi o da bizim sınıf arkadaşımızdı. Ermeni olduğunun sonradan farkına vardım, hiç aklımıza bile gelmemişti. Yıllar sonra düşündükçe genç Cumhuriyetimizin yeterince vurgulayamadığı hali ile onun ermeni kökenli vatandaşımız olduğunu anladım. Ama Corç artık yok; o isminin ayrımcılığa yol açtığını düşündü ve Can yaptı. Sarkis halen adını gururla taşıyarak insanlara sağlık dağıtmaya devam ediyor. İyi de ediyor.

6-7 eylül 1956 günü ülkemizin azınlıkların yaşadığı bazı büyük şehirlerinde azınlıkların evleri ve işyerleri gözü dönmüş kalabalıklar tarafından yakıldı, yıkıldı, talan edildi. Bu azınlıklar esasen Rumlar ve Ermeniler olsa da Yahudiler de bu saldırıdan nasiplerini aldılar. Bazı yerli Rumlar ve Ermeniler ile ilgili 1. Dünya Savaşından kalan kötü anılarımız vardı ama savaş biteli nerede ise kırk yıl geçmiş, düşmanların çoğu ülkeyi terk etmiş kalanlar bizim eşit ve özgür vatandaşlarımız olarak yaşamaktaydılar. Yahudiler ülkemizin işgal yıllarında bizimler beraber üzülmüşler direnmişlerdi. Müslüman olmayan tüm vatandaşlarımız 6 ve 7 eylül 1956 günleri bu gözü dönmüş kitleler tarafından saldırıya uğramıştı. O iki gün yapılanın devletin içindeki gizli güçlerce planlandığı artık kabul ediliyor. 15 kadar vatandaşımız yaşamını yitirmiş, 300 kadarı yaralanmış, 100 kadar kadın tecavüze uğramış olduğu söyleniyor. Amaç katliam olmayıp tehdit ve taciz yoluyla azınlıkların bu ülkeden kaçırılmasıydı. O sebeple insan zayiatı bu kadar az. Yedi bine yakın bina saldırıya uğramış, dükkanlardaki mallar ve ev eşyaları lime lime edilerek sokaklara saçılmıştır. O günün parası ile maddi zararın 150 milyon ile 1 milyar lira arasında olduğu düşünülmektedir.

Bu utanç verici olaylardan sonra gayrımüslim vatandaşlarımızın çoğunluğu ülkeyi terk etmiştir. Bu sayede ülkemiz azınlıkların büyük çoğunluğunun kaçmak zorunda bırakılmasının utancını taşıyan %99 u Müslüman bir ülke olmuştur. Müslümanlığın bir hoşgörü dini olduğu söylenip durulmakta ama olanlar unutturulmaya çalışılmaktadır.