Son Şansımız Koyundere´deki Tepe

Rüzgar Gülü Bana Ait Kınalı Eller yazı dizimizin dördüncüsünü Çanakkale Karayolu üzerinde bulunan Hasan Atiz ile gerçekleştirdik.

 

S.D.B: Merhaba Hasan Bey.  Bizi mekanınızda ağırladığınız için teşekkür ederiz. Keyifli bir sohbet edeceğimizi düşünüyorum. Kurumunuzun adı, kuruluş tarihi ve bu mesleğe nasıl başladığınız hakkında bize bilgi verir misiniz?

H.A: Enternasyonal Keramik Sanayi ve Limited Şirketi´nin sahibiyim. 1993 yılında kuruldu. Ailemde bu mesleği yapan yoktu. İlkokul diplomamı aldığım gün 1969 yılında bu işe başladım. Aslen Konyalıyım. Konya-Sille´denim. Çömlekçilerin doğuşu oradandır genelde. Türkiye´nin her yerinde bizim bölgenin insanı vardır. O tarihlerde bu meslek çok muteberdi. Eskiden yemek kapları, yoğurt kapları, turşu küplerini bizler yapardık. Plastik yoktu. Ben Konya´da çalışırken plastik başladı. O zaman ustalarımız derdi ki plastik bu mesleği öldürecek. Camlar, polyesterler girdi. Biz hala bu işi yeni modeller üreterek mesleğimizi idame ettiriyoruz. Menemen´e 1970 yılında 14 yaşındayken geldim. Esnaf Kefalet eski başkanı İsmail Ursavaş vardı, O da Sillelidir. Ondan duyum almıştık, Silleliler Menemen´de diye. Öyle geldim. Dönem dönem gelip gittim buraya. Yaz sezonları çalıştım. 18 yaşında da Menemen orman yolunda tuğla işletmesi yaptım. Hatta Görece Köyünün yukardan aşağıya inişinde binaların tuğlalarının tamamı benim el kesimim. 1976-1977 yılı arası 2.5 milyon tuğla kestim. Sonra kendi mesleğime geri döndüm. Askerden sonra da kendi işletmemi açtım. Yine orman yolundaydı. 93 yılında Enternasyonal Keramik´i kurdum. 96 yılında Turgut Özal zamanında verilen teşvikle yabancı dil bilmeme rağmen İngiltere ve Almanya´da fuarlara gittim. Stantlar açtım. El işareti ile anlaştım. Karaköy´den bir data makinesi aldım İngilizce karşılığını söyleyebilmek için. Ürünlerimi oralara pazarladım. Artık sadece iç piyasaya çalışıyorum.

S.D.B: Siz bu işe çırak olarak başladığınızda eminim ki çok iyi ustalar ve atölyeler vardı.  Bu adamda çok iyi ustaydı diyebileceğiniz unutamadığınız ustalar var mı? 

H.A: Hala yaşayan ustamız var.  Dündar Ursavaş, İsmail Ursavaş beyin oğludur kendisi. Kendisiyle bir dönem ortaklık da yaptık. Sonra ayrıldık.

S.D.B: Mesleğe ilk başladığınızda duygu ve düşünceleriniz neydi bugün neresindesiniz?

H.A: Çok fark var. Eğer bugüne kadar kendimi yetiştirdiğim bilgi birikimim bundan 15 yıl evvel olsaydı her yıl 3 trilyon ihracat yapardım ben. Her şeyi deneme yanılma ile öğrendim. İlkokul mezunuyum. Sürekli kendi zararımızı kendimiz çekerekten. Oysa çömlekçilik yabana atılacak bir meslek değildir. İnsanoğlu var oldu olalı var bu meslek. Ne kadar teknoloji girerse, plastik çıkarsa çıksın bizim önümüzü kesemeyecekler. Bir şekilde yine de var olacak. Ama ne var ki yetişen usta kalmadı pek. Son kuşaklar gibi gözüküyoruz. En çok bu mesleği zorlayan kişilerden biriyim. Sürekli kendimi yenilemeye çalışıyorum ayakta kalabilmek için.

 

 

Koyundere´de Son Bir Tepe Var!

 

S.D.B: Menemen çömlekçiliği hak ettiği yerde mi sizce? Sizi engelleyen temel sorunlarınız nelerdir desek?

H.A: Tabii ki değil. En temel sorunumuz hammaddedeki sıkıntı. Toprak konusunda bize bir yer gösterilmemesi sorun. Ama son bir toprak yeri var hatta yetkililer bilmiyorsa ben size yerini söyleyeyim. Tüm kil yataklarının üzerine binalar kurulmuş durumda. Bir tepecik kaldı boşta. Koyundere Ege Tarımsal´ın üzerinde küçük bir tepe kaldı. Zannedersem hazine yeridir. O tamamen kil yatağı orası. Her yeri incelerim. Çünkü kille yaşıyorum. Mesleğim bu. Buradan yetkililere sesleniyorum. Bu konunun lütfen üzerine düşün. Bari buranın bu mesleğe ayrılmasına ön ayak olun. Bu son şansımız. Hem kendileri, hem ülkemiz için kolaylık, resmilik ve çağdaşlık olur. İtalya, Pakistan, İran bu meslekte hep bizden önde gidiyor. Halbuki bizim becerimiz ve potansiyelimiz onlardan daha yüksek. Bizler tırnakları ve beyinleri ile çalışan insanlarız. Emeğimiz ile buradayız. Ama devlet bizi ihmal etti. Devlet bu mesleğe katkı vermeli. Bu mesleği vergiden düşürmeli. Bu kil yataklarını devlet karayollarına serdi. Bir kamyon kilin maliyeti 300-400-500 lira iken devlet bunu 30 liralık dolgu malzemesiyle halledecekken bu kil yataklarını yollara doldurdular. Topraklarımız çevre yollarda. Üstüne de binaları yaptılar. Bu toprak olmadan bu meslek olmaz. Toprağı nasıl buluyorsunuz derseniz? Toprağı kamyoncular, nakliyeciler, hafriyatçılar bize kaçak göçek getirir.  Bu sebeple ihracata da sıcak bakamıyoruz. Ben kendi adıma 15 Avrupa ülkesinin tamamına, Japonya, Amerika her tarafa ihracat yaptım. Ama KDV iadesi için dilekçe verdiğimiz zaman hemen faturalarımız naylon fatura olmakla suçlandık. Kaçakçı durumuna düştük. Çaresizlikten belgesiz insanlardan mal alıyoruz. Kaçakçı olsak kille işimiz ne. Bunları ispat ettik. Mahkemelerimizi de kazandık. Ama bir dosyanın Danıştay´dan geçmesi 6 yıl sürüyor. En son dosyam da Danıştay´da temyize gönderdik. Bu nedenle Menemen´de çömlekçiler arasında ihracat yapan neredeyse kalmamıştır. Yüksek vergi verdiğim için ödüllendirildiğim yıl naylon fatura ile suçlandım. Bu çelişkiler beni yordu. Yaşım neredeyse 60´a geliyor. Artık iç piyasaya çalışıyorum. Bir diğer sorunumuz merdiven altı çalışanlar. Pencereleri, kapıları kapalı sürekli satış yerlerine mal dağıtan insanlar var. Ne devletle, ne vergiyle hiçbir ilgileri yok. Yapıyorlar, dağıtıyorlar paralarını ceplerine koyup gidiyorlar. Bizim her şeyimiz belgeli. Onlar da bir gün yola gireceklerdir.

S.D.B: Çömlekçilik denince Türkiye´de nereler akla gelir?

H.A: Koskoca Türkiye´de benim çapımda 10 tane usta anca vardır. Mesela Ankara´da 200 işletme varken günümüzde orada bir meslektaşımız dahi kalmadı. Bu mesleğin ana merkezi Konya-Sille´de bile bir işletme kaldı. Yaşar Usta, o da artık müze gibi oldu.  Türkiye´de Menemen, Nevşehir-Avanos, ilkel şartlarda çalışan küçük atölyeleri de sayarsam Balıkesir, Salihli olarak sıralayabilirim.

S.D.B: Teknolojinin gelişimi mesleğinize nasıl yansıdı?

H.A: Teknoloji kolaylaştırmaz mı? Teknolojiye ayak uydurmaya çalıştık. Elektrikli fırınlar, gazlı fırınlar, LPG ve doğalgazlı fırınlara geçtik. Bugüne geldik.

S.D.B: Yetişmiş eleman ihtiyacınızı nasıl karşılıyorsunuz ve yetişmiş eleman sıkıntınız var mı? Bu konuda neler söylersiniz?

H.A: Devlet bu işe gerçekten destek vermeli. Devlet tarafından yok safhasındayız. Teşvik mi, prim mi verecek, kaybedeceği bir şey yok. Sonunda insan istihdamı olacak. Ayrıca tüm belediyelere hizmet verecek kapasitedeyiz. Çevreyi de güzelleştiririz. Bir adım değil hızlı adım bekliyoruz ki daha çok yaşlanmadan insan yetiştirelim.

S.D.B: Yaptığınız işin bir de sanatsal boyutu var. Bir sürü üniversitenin bu konuda bölümü var. Hiç okullarla, üniversitelerle, sanat çevreleriyle bir diyaloğunuz var mı? Varsa nasıl? Stajyer öğrenciler geliyor mu? Deneyimlerinizden faydalanmak isteyenler oluyor mu?

H.A: Dönem dönem 9 Eylül Seramik Bölümü öğrencilerine kurs ve sonunda sertifika verdim. Son zamanlarda yoğunluktan dolayı ilgilenemedim.

S.D.B: Çömlekçiler Köyü kurulması fikrini son yıllarda duyuyoruz yöneticilerden. Bununla ilgili düşünceniz nedir?

H.A: Onun hayata geçeceğini düşünemiyorum. Herkes yerinde sağ olsun derler ya. Herkes yerinde dursun. Köy kurup da ne yapacağız. Siz bize önce toprağımızı verin veya gösterin. Kazın da mekanımıza getirin demiyoruz ama bu da sizin yeriniz deyin. Biz de ürünlerimizi yapalım, alnımızın akı ile piyasa çıkalım, yurtdışına bile açılalım. Çömlekçiliğin doğduğu yer olan İtalya-Toskana´ya bile günümüzde dekor amaçlı kullanılan büyük küplerden yollamıştım bir zamanlar.

S.D.B: Biraz önce anlattığınız nedenlerden dolayı ürettiğiniz ürünleri yurtdışına yollayamıyorsunuz peki nerelere yolluyorsunuz? Hangi sektörler, ne amaçla sizden ürün alıyor?

H.A: İç piyasaya yolluyoruz. Perakendeci gelirse ona veriyoruz. Bu yıl Türkiye çapında marketlere saksı verdim. Eskisi gibi hızlı üretim yapmıyoruz.

S.D.B: Son olarak sohbetimizin sonunda bizim unuttuğumuz, sizin bunu da söylememde fayda var dediğiniz bir şey var mı? Sohbetimizi nasıl toparlamak istersiniz?

H.A: Rüzgar gülü veya değirmen dediğimiz ürünün tasarımı, patenti tamamen bana aittir. Çok tuttu. Önce İngiltere´ye veriyordum. İç piyasaya vermiyordum. Sonra iç piyasada öncelikle bir yıl Bodrum-Yalıkavak´a verdim. Bir yıl sonra da yol kenarındaki yerime koyduğum zaman gören sergici arkadaşlarımız buradan bir tane rüzgar gülü alıp diğer mekanlarda ucuza yaptırdılar. Biz patentli dememize rağmen kimse dinlemedi. Bu işin patenti mi olur dediler. Mahkemeye vermemize rağmen karar mercilerinin bilgi eksikliğinden bu kadar uzadı.  Son karar Danıştay´dan çıkacak. Lehimize çıksa da pek bir kıymeti kalmadı 5 yıldır ülkenin yapılmayan yeri kalmadı. Böyle de bir sıkıntım var.

S.D.B: Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Çok keyifli bir sohbet oldu.