Bugün, 9 Temmuz 2020 Perşembe


Mekanlar ve İnsanlar

Mekanlar ve İnsanlar köşemizde bu hafta, Lise Yolu´nda 44 yıldır ilçemize hizmet veren Cenk Market´in babadan oğlu uzanan öyküsünü sizlerle paylaşıyoruz.

S.D.B: Öncelikle kısaca sizi tanıyabilir miyiz? Kaç yılında nerede doğdunuz?

Cenk Şendur: 20 Mart 1978 yılında Menemen´de doğdum.

 

44 Yıllık Mekan

 

S.D.B: Cenk Market deyince, babanız Feruz Şendur´dan da bahsetmeden olmaz. Babanızı biraz anlatır mısınız?

Cenk Şendur: Babam 1950 doğumlu. 1956´da Türkiye´ye gelmişler. Babam 6 yaşında iken Yugoslavya´dan gelmiş. Ondan sonra burada Şehit Kemal İlkokulu´na gidiyor. O zamanki ailevi şartlara göre mecburi istikamet çalışmaya yönelmek zorunda kalıyor. Geçinebilmek için okumak değil çalışmak gerekiyor o dönemin şartlarında. Rahmetli Abdullah Kızılkaya (Neşet Kızılkaya´nın babası)´nın yanında çırak olarak başlıyor. Rahmetli Abdullah Amcalar da Aksekili ticareti çok iyi bilen insanlar. Onların yanında başlıyor hayata. Öncelikle tabii ki getir-götür, çay söyle, yerleri süpür gibi ayak işleri yapmış. Sonradan tezgahtar olmuş. Askere kadar orada çalışıyor. Askerden sonra da kısa bir süre Rahmiler´de çalışmış. Sonra Aliağa´da kavafiye dükkanı açıyor, ayakkabı tamiri üzerine. O günkü ekonomik şartlarda 8-9 ay dayanabiliyor. Ondan sonra bırakıyor dönüyor Menemen´e. Düşünüyor, herkesin alabileceği herkese satış yapabileceği ne var? Bakkallık aklına geliyor. Şu an ki mevcut dükkanımızın olduğu yerde 1974 yılında açıyor. O zaman ki ismi henüz Cenk Market değil, Şendur Bakkaliye adını veriyor. Daha öncesinde, Akbank´ta veznedar olan bir amcamız var, burası onun evi, yanında da küçücük depo gibi bir yeri var. Babam orada bakkallık ile işe başlıyor. Çok çalışıyor. Belki de bizim çalışmalarımızın on katını çalışıyor. Bizdeki imkanlar o gün için kendisinde yok. Ama kendinde olan tek bir şey var ki, çalışma azmi ve verdiği sözü yerine getirme. O anlamda tutabileceği ve yapabileceği sözleri vermiştir. Gününde, dakikasındadır sözleri. Biz de onlardan el almaya çalıştık. Aynı şeyleri devam ettirme gayretindeyiz.

 

S.D.B: Sizin dükkanla tanışmanız ne zamana rastlıyor?

Cenk Şendur: Ben doğuyorum, annem beni kundakta getiriyor buraya, babama yardım ediyor. Konuya biraz esprili yaklaşacak olursak, martta doğduktan sonra ben de haziran gibi işe başlıyorum. Haziran 78´den beri dükkandayım.

 

M.B: Kundaktan tacir diyebiliriz o zaman size?

Cenk Şendur: Çok güzel bir tabir oldu.

 

Kaptanlıktan Bakkallığa

 

S.D.B: Eğitim hayatınıza dönecek olursak. Nasıl devam ediyor?

Cenk Şendur: Evimizin yakınında olduğu için ben de Şehit Kemal´de ilkokula başladım. Sonra orada Ortaokulu da gittim. Sonra Endüstri Meslek Lisesi elektrik bölümünde 1 yıl okudum. Okul ikincisi olarak da Çınarlı Teknik Lisesine Elektrik Bölümü´ne geçiş yaptım. Okumayı çok seviyordum. Daha sonra bende bir deniz aşkı başladı. Renk olarak maviyi bile çok seviyorum. Su Ürünleri okuyacağım dedim. 19 Mayıs Üniversitesi Sinop Su Ürünleri´nde okudum. Orada okurken de bilerek okulu uzattık, çünkü belli dersleri alma şansımız yoktu, kredilerimiz yetmiyordu, orada okuyarak Yakınyol Birinci Vardiya Zabitliğini aldım, Kaptanlık Belgem var, Cebelitarık Boğazına kadar gittim. Öyle bir deneyimim de oldu. 6 ay kadar gemide çalıştım.

 

S.D.B: Peki sonra dönüş niye oldu?

Cenk Şendur: O esnada iki arkadaşımı kaybettim. Bir tanesini seferde iken kaybettik. Aynı zamanda profesyonel dalgıcım da. Diğer arkadaşımı da dalış esnasında kaybettim. Bu şekilde bu mesleği daha fazla yapamayacağımı düşünerek o kayıplarla o defteri kapattık. Yalnız kaptanlıktan sonra buraya direk dönüş yapmadım. Askerlikten sonra, ilk olarak İstikbal´de çalıştım. Ardından 2.5 yıl Bellona´da satış görevlisi olarak çalıştım. 4 yıl da Merinos Mobilya´da Ege Bölge Müdürlüğü yaptım. Toplamda 7 sene dışarıda çalıştım. Dışarı gidip gelsem de burası zaten bizim için yuvaydı. Burası gözümü açtığım, içinde büyüdüğüm ortamdı. Bu arada babam en büyük destekçimdi. Hiçbir zaman önümü kesmedi, gitme demedi. Mekanımız burada oğlum, sen oku yeter ki, ben okuyamadım. Nerede hangi bölümü okumak istiyorsan destekçinim, her zaman yanındayım, mahcup etmeden bizi istediğin yere git dedi hep.

 

M.B: Peki edindiğiniz bu yaşam tecrübesi sonraki yıllarda bu mesleği yaparken size nasıl bir bakış açısı kazandırdı. Size neler kattı?

Cenk Şendur: Bir kere insanlara yaklaşımın her insana farklı olacağını kattı. Bazı insana abla diyorsunuz, bazı insana kardeşim, bazısına buyurun hanımefendi diyorsunuz. Farklı kültürleri tanıdım. Farklı bir bakış açısı edindim. Karadeniz´de okudum. İstanbul´da, Ankara´da da çok yaşadım. Her kültürden ufak ufak alıp sentezledik ve kendi içimizde toplamaya çalıştık. Karşılıklı saygı içinde bu işi yapmaya çalışıyoruz. Bu dükkan bizim mahremiyetimiz. Önemli olan namus ve şerefle bu işi yapmak. Her kültürden insanla sohbetim var. Esnaflığın getirisi de bu. Esnaflık ahilik kültüründen gelmekte. Çocukla çocuk, büyükle büyük, orta yaştakiyle orta yaşlı olacaksın.

 

S.D.B: Peki ne zamandır tek başına bu mekanı işletiyorsun?

Cenk Şendur: İki yıldır. Babamla annemi umreye gönderdim. Ondan sonrasında dükkanda yalnızım. İsmail kardeşim var yardımcım olarak. Mesai saatlerimiz çok uzun. Belki ondan yana birçok arkadaşımız muzdarip olabilir ama, yapacak bir şey yok.  Ben kesinlikle işimi çok seviyorum. Yoruluyorum doğru ama, işimden çok büyük keyif alıyorum. Yorulmadan da ekmek kazanmanın olmadığını da biliyorum.

 

S.D.B: Yeni yetişirken bu işi yapacağım diyor muydunuz?

Cenk Şendur: Yok, hayır. Pilot olacaktım o zaman. Lisedeyken öyle bir düşüncem vardı. Yalnız zaman içinde bu mesleğin sosyal yönü, insanlarla çok daha iç içe olmamız beni mesleğe çekti. Bir de dışarıda birçok mesleği denedim, yaşayarak gördüm ve sonuçta aklım o işlerde kalmadı.

 

M.B: Mekana girince geleneksel yöntemle açıkta baharat, açıkta bakliyat gözüme çarptı. Muhakkak alıcısı vardır, niye bunları tercih ediyor müşterileriniz ve farkı ne?

Cenk Şendur: Birçok ürün topraktan çıkıyor, hiçbir tanesinin farkı yok. Ancak paketleme yapılıyor, ozonlama yapılıyor ve ürün çok uzun tarihlerde müşterinin kullanımına sunuluyor. Açık ürün ise, müşterinin elini atıp bakabileceği bir ürün ve biz de diyoruz ki yemediğimiz hiçbir ürünü satmıyoruz. Birçok ürünü denemiş ve almışızdır. Babadan kalma bir şey artık malları da öğrendik, ürünlerimizi de öğrendik, baktığımız zaman çeşidinden, inceliğinden, büyüklüğünden, küçüklüğünden anlıyoruz.

 

M.B: Bu bakliyatları yerli üreticiden mi temin ediyorsunuz?

Cenk Şendur: Yerli üreticiden temin ettiğimiz ürünlerimiz de var ama, yasa gereğince İlçe Tarım´ın da bu konularda uyarılarıyla birlikte uymak zorunda olduğumuz bazı kuralları da göz önünde bulundurmak zorundayız. Ürünlerimizi Gıda Çarşısında farklı ürün gruplarının satıldığı bakliyatçılardan da alıyoruz. Mesela nohut ve fasulyeyi aşağı yukarı 30 yıldır aynı kişiden alıyoruz. Babamdan kalma mekan bu. Nohut, fasulye ve özellikle de kırmızı mercimeği Hasan amcadan alıyoruz. Hasan amca bizim o konuda vazgeçilmezimiz. Kısaca ürünlerimize güveniyoruz. Standardımızı korumak adına buna dikkat ediyoruz.

 

S.D.B: Haftanın 7 günü de açık mısınız?

Cenk Şendur: 2017 Eylül ayından bu yana artık pazar günleri kapatıyoruz. Bu kararı almamda temel sebep, 11 yaşında Duru adında bir kızım, 9 yaşında da Feruz isminde bir oğlum var. Küçükken onları kandırabiliyorduk ama, artık büyüdüler, kandıramıyoruz. Bir denize gidelim, bir eğlence mekanına gidelim, bizi parka götür diyorlar. Bazen de diyorlar ki, babacım bizimle kahvaltı yapar mısın?

 

S.D.B: Sanırım burası ilk başlarda Cenk Market değildi?

Cenk Şendur: Evet. Burasını babam açtığında yıl 74´tü, ben 78 doğumluyum. Babam burayı ilk açtığında Şendur Bakkaliyesi adını vermiş. 78´de ben doğduktan sonra isim değişti.

 

M.B: Peki çocuklarınız dükkana geliyorlar mı? Hani siz çekirdekten tacir yetiştiniz ya, çocuklarla bu gelenek sürüyor mu?

Cenk Şendur: Oğlum çok meraklı, onun aklı fikri sabah erkenden kalksın dükkana gelsin ama, dışarı ürünlerimizi çıkarttıktan sonra ben çok yoruldum, ekmek alayım eve gidip annemle kahvaltı yapayım der. Kızım da akşamüzerine doğru işler biraz daha hareketli olduğu zaman, O da kasaya geçip bilgisayarı kullanarak müşteriye mal satmak istiyor. İçlerinde var. Biz kesinlikle uzak tutmuyoruz. Esnaflık aslında en büyük sosyalliktir. Yeri gelmişken belirtmeden geçemeyeceğim buradaki diploma hayali ama, gerçek diplomanın üzerine çıkabilecek zenginliğe sahip bence. Bunu yaşayan en canlı örneklerden biri olduğumu düşünüyorum.

 

M.B: Kendi işinin sahibi olmakla herhangi bir yerde çalışan olmak arasında artılar eksiler vardır da, bu işi tercih ederken artıları veya eksileri ne oldu sizce?

Cenk Şendur: Bir kere emir-komuta zincirinden çıkıyorsunuz. Daha özgür hareket ediyorsunuz ama, sorumluluklarınız ve riskleriniz çok daha fazla oluyor. Bir yerde çalışırken ayın 1´i oldu mu maaşınızı çekebiliyorsunuz. Ama ben burada dururken ödemelerimi, elektriğimi, suyumu, yanımda çalışan arkadaşımın maaşını, sigortasını bunların hepsini düşünmek zorundayım ve bunlara göre hareket etmek zorundayım. Bütün hayatımız boyunca babamızdan öğrendiğimiz şey dürüst olmak, yalan söylememek ve sözünün arkasında durmak. Çocuklarıma da bunu öğretiyorum: Vazoyu kırabilirsiniz veya başka bir yaramazlık yapabilirsiniz ama, yalan söylemeyin. Yalan söylemediğiniz zaman her zaman kazanıyorsunuz diye babamız bize bunu öğretti kız kardeşimle birlikte, biz de bu yolun üzerinde gidiyoruz. Müşterilerimize yalan söylemeden ticaretimizi yapıyoruz. Yeri geliyor zarar ediyoruz ama, kısa vadede, uzun vadede dönüp baktığımız zaman kazandığımızı görüyoruz.  Mesela geçen yıl bir olay olmuştu, Fransa´da oturan bir komşumuz var onlar geldiler, biz çekirdek, çiğdem diyoruz, onlar ay çekirdeği diyorlar. Ay çekirdeği almak istediler, bugün akşam almayın artık sonu kalmış tozlu, çok güzel olmayabilir ama, yarın akşam gelirseniz ben size çok daha güzelini ikram ederim.  Çünkü bir gün sonra çerezcimiz gelecek dedim. Bir gün sonra kapıdan geçtiğini gördüm ve seslenerek: abla dün akşam sana satamamıştım, istersen bu akşam sana çok güzel bir çiğdem satayım. Geldi torbayı yanında açtık, tattı. Hakikaten işte bu dedi. Diğer torbayı da gösterdim, 1- 1,5 kilo tozu ile kalmış. Onu biz müşterimize satmak istemiyoruz. İstiyoruz ki bu işi düzgün yapalım. Sonrasında ne oldu, insanlar Fransa´ya giderken 1´er kilo 1´er kilo tam 17 paket çiğdem paketledik. Satacağım 150-200 gr. çiğdemi ertelemem bana ilerde 17 kilo çiğdem satmamı sağladı. Günü kurtarmak için bu yanlışlar yapılmamalı.

 

Don Kişot´un yel değirmenlerine karşı savaşına döndü?

 

S.D.B: Peki bu süreçte AVM´lere karşı nasıl ayakta duruyorsunuz?

Cenk Şendur:AVM´lere karşı ayakta duramazsınız. Çünkü çok büyük sermayeye sahipler. İlk başlarda çok savaşmaya çalıştık ama, bu iş Don Kişot´un yel değirmenlerine karşı savaşına döndü. İlk etapta birçok arkadaşımız gitti, biz de kabuğumuza çekilip kendi tarzımızda işimizi yapma yolunu tercih ettik. Mesela marketler paket ürün satıyor. Babam 74´ten beri daha hiç paket ürün satmamıştır bakliyat konusunda. Ben de o çizgimi korudum. Bunu tercih eden sabit bir müşteri kitlemiz var. Her şeye rağmen işimizden memnunuz.

 

Geleneksel tarzı bozmadan yola devam?

 

M.B: Geleceğe dair hedefiniz ne? Mevcut standardı korumak mı, yoksa herhangi bir planınız, projeniz var mı?

Cenk Şendur: Birçok esnaf abimizle konuşuyoruz, abimiz diyorum içlerinde yine en küçükleri ben kalıyorum. Okulda ben küçüktüm, askerde ben küçüktüm, dışarıda çalışırken yine ben küçüktüm. Bu meslekte de yine en küçük ben kalıyorum. Diyoruz ki, bizlerin işleri 10 yıl içinde çok daha yavaşlayacak. Gidişat onu gösteriyor. Çünkü bakkallıkta artık yapılacak bir şey kalmadı. Biz birçok üründen birer koli alıyoruz. Diğer zincir marketler yüzer koli alıyor. Dolayısıyla fabrikaların da onlara uyguladığı iskonto farklı olunca alış-satış arasındaki kar marjı bizleri kurtarmamaya başlıyor. Onlarla rekabet edebilmeniz için çok mal alabilmeniz, çok müşteriye hitap edebilecek büyük metrekareli yerinizin olması gerekli. Bizler mahalle arasındaki eski bakkallarız. Makara, dikiş iğnesi, toplu iğne, raptiye bile satarak bugünlere gelmişiz. Ben bu metrekarede, bu standartlarda devam etmek istiyorum. Daha spesifik, farklı ürün nasıl katabiliriz onun arayışı içindeyiz. Gözlem yapıyorum bu anlamda. Başka şehirlere seyahatimde kendi işimle ilgili işyerlerinin tabelasına bakıyorum, işyeri önündeki ürünlere, vitrindeki yazılara bakıyorum, ışıklı tabelayı nasıl kullanmışlar hep bunlara bakıyorum. Farklı bir fikir elde edebilmek adına ne yapabilirim arayışındayım. Akıl akıldan her zaman üstündür diye düşünüyorum. Yalnız geleneksel tarzı bozmamak şartıyla.

 

BİZDE KALANLAR

Lise Yolu girişinde, köşedeki baharat kokulu markete girdiğimizde konsantre bir mekanda olduğumuz duygusunu hissediverdik.  Karşıda otantik kaplarda baharatlar, arkasında dizi dizi sıralanmış bakliyat çuvalları bir geleneğin hayat bulduğu nostalji köşesi gibi. Manzaraya tezat vitrinli dolaplar mini bir mandıra edasında, önünde dizi dizi meşrubat şişeleri. Büfe ve bakkal köşesine komşuluk ediyor. Cenk Market, Feruz beyin 1974 yılında kurduğu, 44 yıllık tabiri yerindeyse 4-4´lük bir iş yeri. Kundaktan tacir olarak babasından aldığı geleneği, yaşam tecrübesi ile harmanlamış Cenk beyin en büyük hedefi günü kurtarmanın kolaycılığına kaçmadan istikrarlı bir var oluşla babadan aldığı işi geleceğe taşımak ve bu mekanda mevcudiyetini sürdürmek. Şendur ailesine sağlıklı ve mutlu bir gelecek, işlerinde bereketli kazançlar dileyerek mekandan ayrılıyoruz.

 

Eski FOTO2: 1968 yılı