Mekanlar ve İnsanlar

Mekanlar ve İnsanlar

Mekanlar ve İnsanlar köşemizi bu hafta meslekte 60 yılını dolduran ayakkabı tamircisi Mehmet Saruhan´a ayırdık.

 

S.D.B: Öncelikle kısaca kendinizi tanıtır mısın?

Mehmet Saruhan: 1944 yılında Menemen´de Tülbenti mah. İkizçeşme sok. no: 3 adresinde

doğdum. İlkokulu Tevfik Fikret İlkokulu´nda okudum. İlkokulu bitirdikten hemen sonra meslek öğrenmek için çıraklığa girdim.

 

S.D.B: Kimdi o dönem ustanız?

Mehmet Saruhan: Mustafa Topgül. O´nun yanında çırak oldum. Yaşım 12´ydi başladığımda. 8 sene ustamın yanında çalıştım. Mesleği öğrendim. Oradan askere gittim. Asker dönüşü 3 ay sonra dükkan açtım.

 

S.D.B: İlk dükkanınız neredeydi? Sanırım şimdiki yerinizde değildiniz?

Mehmet Saruhan: Mithatpaşa Caddesi üzerinde, Ümit Pastanesini geçince 13 sene orada çalıştım. 13 sene sonra kız meslek lisesi karşısındaki bu dükkanlar yapıldı. 80 yılıydı. Rahmetli Necmi abi (Özgüven) devamlı benim dükkanıma gelirdi, işlerini yapardım. Burası da boşalmıştı. Kendisi reisten sonra geliyordu. Necmi abiden o dükkanı istedim. Git, otur orda dedi. Giriş o giriş. 80 yılının Temmuz´unda buradaydım. Hala buradayım. 36 yıl olmuş.

 

S.D.B: Bu arada evlendiniz?

Mehmet Saruhan: Evlendim, iki erkek evladım var. Biri askeri doktor. Biyokimya uzmanı. Diğeri de meslek lisesi mezunu BMC´de şefliğe kadar yükselerek 13 yıl çalıştı. Sonrasında kendi işini kurdu. Düşündüğü gibi olmadı. Şu an iş arayışında.

 

S.D.B: Ailenin tek çalışanı olarak bu meslekten evinizi geçindirdiniz, iki çocuk okuttunuz. Hep aynı işle devam ettiniz. Demek ki bu işte o dönemlerde ekmek varmış. Peki o dönemle bu dönem arasına baktığınızda işlerle ilgili bir farklılık var mı?

Mehmet Saruhan: Sanatkar azaldı. Bilhassa tamircilikle ev bakmak artık imkansız. O nedenle de insanlar bu mesleği tercih etmiyor. Diyelim ki bizim çıraklığımızda Menemen´de 55 tane ayakkabıcı vardı. Şimdi 5 taneye düştü. Zaten işte yok. İnsanlar şimdi daha çok Çin malı alıp atıyor. Gelen ayakkabılardan da anlıyorum. Bilhassa çocuk ayakkabıları çok kötü. Vilneks dediğimiz muşabbadan ayakkabı yapıyorlar. Tamir bile olmuyor.

 

S.D.B: Hep ayakkabı tamiri üzerine mi çalıştınız?

Mehmet Saruhan: Hayır, imalatta çok yaptım. Aşağı yukarı 40 yıl. Burada da bir kaç sene imalat yaptım. O yıllarda ısmarlama ayakkabı çok revaçtaydı. Körüklü çizme bile yapardım. Şimdi folklorcular giyiyor sadece. 

 

S.D.B: 60 yıllık meslek hayatınızda masa başında neler gördünüz kimbilir, neler anlatırsınız?

Mehmet Saruhan: Bazı müşteriler geliyor kırıcı, bazı müşteriler çok şeker. İnsanına göre değişiyor. Ama lafını sözünü bilmeyen insan sayısı benim karşılaştığım yüzde 2 ancak. Genelde iyi insanlarla karşılaştım. Bu arada ayakkabısını hoyrat kullanan insanların kendisi de hoyrat oluyor. Mesela yazlık ayakkabıyı kış boyunca rutubetli bir yere koymuş, üstüne de bir şey koymuş. Ayakkabı pestil gibi olmuş. Onu öyle bırakacağına bir kalıp veya içine gazete bile doldursan olur. Hem rutubetini de alır. Bir boya o şekilde kaldır ayakkabıyı. Pestil olmuş ayakkabıyı bize toparla diye getiriyorlar.

 

S.D.B: Ayakkabı seçimi hakkında insanlara bir öneriniz var mı? Neye dikkat etsinler ayakkabı alırken?

Mehmet Saruhan: Üstünün deri oluşu, derisinin yumuşak oluşu, içinin deri astar olması dikkat edilecek hususlar. O zaman ayakta rahat olur. Ömrü de daha uzun olur. Sert ayakkabı ayağı zorlar.

 

S.D.B: Ayakkabıların daha uzun ömürlü kullanımı için nelere dikkat etmeli?

Mehmet Saruhan: Mevsim değişimde ayakkabıları kaldırırken güzel bir şekilde boyanacak. İçine bez-gazete doldurup veya kalıba konulabilir. Bir de çamaşır makinesinde ayakkabı yıkamasınlar.

 

S.D.B: Menemen´de 5 tane ayakkabı tamircisi kaldık dediniz ya sanırım içlerinde bu meslekte en eski sizsiniz?

Mehmet Saruhan: Evet, Hüsnü Durmaz benim kalfamdı. Sembol kundura çırağımdı. Bir de yorgancılar içinde Özcan var. O da benim çırağımdı. Ama artık çırakta yetişmiyor bu işte. Bu meslek dalı zamanla bitecek gibi gözüküyor. Birkaç tane genç var. İki tane ayakkabı tamircisi kalırsa Menemen´de o da işe yetişemez. Şu an 5 kişi idare ediyoruz işi. Ben bile şu an işe yetişemiyorum.

 

 

BİZDE KALANLAR

?Gönül kapım açıktır çalmadan gir içeri? radyodan Türk sanat müziği nameleri derinden, iddiasız ve yumuşacık yayılıyor ortama. Sokağın soğuğuna inat küçük elektrik sobasından gelen mütevazi sıcaklık. Raflarda dizi dizi ayakkabılar, öyle yeni, yapay deri kokusu değil, yaşanmışlıkları olan yorgun ayakkabılar. Mekânın içinde yetmişli yaşlarda güler yüzlü sıcak bakışlı Mehmet amca. Zaman tünelinden geçmiş de seksenli yılların başına gelmiş gibi o dönemin naifliğini hissettim içimde. Eşyanın, emeğin, insanın kıymetli olduğu o günlere döndüm bir an. On beş metrekare alana bir hayat sığdırmış, emeği ile iki çocuk yetiştirmiş, evine ekmek götürmüş Mehmet amca. Yüzündeki o sevgi dolu sıcak bakış hiç değişmemiş. Şimdi çok zor diyor ayakkabı tamir ederek bir ev geçindirmek, çocuk okutmak. Yine de işi başından aşkın, dolu raflarda yenilenmeyi bekleyen ayakkabılar; tazelenmiş sahiplerini karşılamaya hazır olanlar. Radyoda sanat müziği, duvarda hatıralar, elinde sanatı, güler yüzüyle orada bir Mehmet amca var. Zamana karşı, zamanın alışkanlıklarına karşı eskiyi yeniliyor, şimdilerin tüketme kültürüne inat. Kaybolmasın dediğimiz değerlerimizden birini değil birçoğunu simgeliyor. Sadık müşterileri ve dostlarıyla nezaketi ve sanatıyla var olmasını diliyoruz ve iyi ki varsın diyoruz.