?Bu sektörde ihracat yapan tek firmayız?

Topsan Toprak Sanayi´nin 90´lı yılların başında ufak ufak ihracat yaparak dış pazara açıldığını, günümüzde kapasitesinin yüzde 95´ini ihracata ayırır konuma ulaştığını belirten işletme sahibi Argun Yüksel, ?Sadece Menemen´de değil Türkiye genelinde de bu

S.D.B: Söyleşimize başlamadan önce belirttiğiniz üzere çömlekçilik ifadesinin Menemen için yanlış olacağından hareketle mesleğinizin asıl adı çömlekçilik mi testicilik mi?

Argun Yüksel: Öncelikle bizlere kendimizi ve sektörümüzün gerçek sorunlarını anlatma imkanı verdiğiniz için bu ziyaretinizden dolayı sizlere teşekkür ederiz. Günümüzde çömlekçilik diye bilinen mesleğimizim Menemen´le özdeşleşmiş asıl ismi ?Testicilik´dir. Menemen Testicisi denir. Bizler mesela küçükken babalarımız bu mesleği yaparken Testici Remzi Yüksel´in oğlu, Testici Akif Meydancı´nın oğlu, Testici Ramazan´ın oğlu denirdi. Çömlekçilik ise killi topraktan şekillendirilip pişirilen malların geneline denir. O da işin tamamımın kavramıdır açıkçası. Menemen´i aslında testicilikle öne çıkarmak lazım, çömlekçilik Menemen´le pek özdeşleşmiyor. Ne iş yapıyorsun denince o dönemlerde  testiciyiz derdik. Hala daha öyle denir mesela.

 

Dededen babaya, babadan oğullara

S.D.B: Babadan bu işi devraldığınız için uzun yıllardır bu sektörün içinde biri olarak bu işkolunun Menemen´de ortaya çıkışı nasıl olmuş? Ve aile büyükleriniz bu işe nasıl başlamış?

Argun Yüksel: Uzun yıllar önce Rumlar burada iken bu mesleği icra ediyorlarmış. Rumlar bu topraklardan mübadele ile ayrılınca bu bölgeye Konyalılar gelip yerleşiyor. Dedem de askerlik icabı bu tarafa gelmiş, babaanneyi beğeniyor ve bir daha da dönmüyor ve burada kalıyor. 100 sene önce yaşanan süreç bu. Çok çalışkan, ticaret konusunda korkunç inatçı olarak bilinen Konya-Sillelilerin yanında babam Remzi Yüksel 6-7 yaşlarında iken, dedemle beraber çalışmaya başlıyorlar bu sektörde. Dedemden önce bu mesleği yapan yok ailede. Ondan sonra babam Remzi Yüksel burada çalışma hayatına devam ederken testicilikte çıraklık, kalfalık ve ustalığa kadar yükselmiş. Gerçi okulda da çok çalışkan iyi bir öğrenci imiş. Hatta dedem hep söylerdi, öğretmenler eve kadar gelmiş babamın okuması için dedeme ısrarcı olmuşlar. İlkokul sonrası okumamış ve dedemin öğretmenlere cevabı: ben ona sanat öğreteceğim şeklinde olmuş. O şekilde olmuş atalarımızın bu işe başlaması.

 

?Menemen´de sektör olarak 90 yıllarda büyük bir fırsat kaçırdık?

S.D.B: Menemen testiciliğinin en önemli özelliği nedir?

Argun Yüksel: Menemen´deki en büyük özellik işin el yapımı ile yapılıyor olması. El yapımının o kadar büyük bir özelliği var ki, makine ile üretilen ürünlerden çok bir farklılığı var. Ben bunu niye söylüyorum: işletmeci arkadaşların bazı beyanlarını okuduğum için, onların hatalı olduğunu düşünüyorum. Meslek bitti, meslek şu hale geldi, meslek yerlerde sürünüyor gibi kavramlar bana açıkçası çok uymuyor. Nedeni şu: Menemen´de bu iş el yapımı yapıldığı için hiçbir zaman ölme özelliği yok. Bugün bir el halısının veya Türkiye´nin en büyük firmalarından biri olan Paşabahçe´de el yapımı ürünler ayrı bir bölümde sergilenir ve ücretinin de çok ayrı olduğunu görürsünüz. Antep´e gittiğinde el yapımı bakırcılıkla üretilen ürünler hemen fark yaratır. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Ben açıkçası burada tamamıyla işletme sahiplerini hatalı buluyorum kendim de dahil. Mesleğimize gereken özeni vermedik. Hep birilerinden bir şey bekler hale geldik. Hep birileri bizim için bir şeyler yapsın dedik. İşletme sahipleri kendileri ile birlikte işletmelerini de yenilemediler. 90´lı yıllarda her yıl fuarlara gidiyordum. Uzun yıllar Almanya ile çalıştık. Şu an da uzun süredir İngiltere´ye çalışıyoruz. Kapasitemizin yüzde 95´ini ihraç ediyoruz. Bunu da bu işi yapanların hemen hepsi biliyor. Şu konuyu da üzülerek söylüyorum ki, sadece Menemen´de değil Türkiye genelinde de bu sektörde ihracat yapan tek firma Topsan Toprak Sanayi. Ahşap, doğal taş ve toprak saksı çeşitlerini aynı bünyede yapan başka bir işletme de yok Türkiye genelinde. Bu da bizim için çok büyük avantaj ve bunları da kesinlikle kendimi ve işletmemi yenilemeye borçluyum. Maalesef sektördeki diğer arkadaşlar bunu yapmadı. 90´lı yıllarda yıllık kapasitesi bin konteynır üzerinde olan 3 tane alıcıyı ben getirdim fuardan. İkisi Almandı, diğeri de geçmiş zaman şu an aklımda değil Avrupa ülkelerinden biriydi. Bir sürü yazışma oldu öncesinde. El sanatları, toprak konusunda, saksı konusunda Menemen´in bir yeri olduğunu gördüler, arkadaşları gezdirdik ve sizin önderliğinizde organizasyonu siz yapın, üretimlerin kontrolünü yapın paketlemeden, servise kadar. Bu şekilde bu bölgede çalışalım dediler. Fakat biz bunu arkadaşlara ilettiğimizde, mesela bizim ürünlerimizde bir damga, üzerinde de bir delik görürsünüz. İnanır mısınız işletmeci arkadaşlar bana ben bu damgayı oraya vuramam, deliği de oraya açamam benim işçim kaydırır, yapamam edemem diyerek sudan bahanelerle bu müşterilere biz bekledikleri hizmeti veremedik. Avrupalı işin de çok titiz, sizden ne isterse yazıya döker ve bunu da harfi harfine aynen ister. Damganın yeri bile belli, şaşmamalı. O ufacık bir örnek bunu dahi yapamayız dediler ve bu insanlar da buralardan gittiler. Bizim tek başımıza bunlara çok üst düzeyde servis yapma şansımız yoktu. Bu fırsat da böylelikle ciddi anlamda kaçmış oldu. 90 yılların başında bu işi organize edebilseydik, aramızda çok toplandık ve kendilerine çok şey söyledik. Biz o aralar kendi adımıza ufak ufak ihracat yapıyor, Almanya´da fuarları dolaşıyorduk. Almanya-Frankfurt´ta stant açtım bu konu ile ilgili.

 

S.D.B: Yenilik dediniz ya şimdi burada gördüğüm ürün örneklerinin hepsi sizin tasarımınız, öncesinde var olmayan çalışmalar diye düşüyorum doğru mu?

Argun Yüksel: Aynen, hiçbiri eskiden yoktu. İnsanın bir hedefi olması lazım. Hedefimiz açıkçası yurtdışına mal satmaktı. O çalışmaları da bu şekilde yaptık. Mesleğimizin gerektirdiği her yan ürüne de girdik. Ahşaba da girdik, doğal taşa da. Bir de müşterilerle ilişkilerimiz çok iyi olduğu için bazı ürün alışlarında bizi tedarikçi olarak da kullanıyorlar ki üreticisi biz olmasak dahi. Mesela şu fincan bana lazım 50 bin tane, bunu araştır bana bir fiyat ver, bunu sen al bana gönder diyor. Geçen gün döküm sandalye gördü bizde bir alıcı, ben de bundan isterim dedi. Araştırdık, bulduk. Onu İngiltere´ye gönderdik. Aşağıda dikiş makinesi ayağından yaptığımız masayı gördü, üzerinde ahşap vardı, bunun üzerine mermer kesip yapar mısınız dedi. Bir taneden bahsetmiyorum. Zaten bundan 3-4 sene önce de çok ciddi sayıda dikiş makinesi satmıştık Türkiye´den. Ayak değil, eski Singer makine kafalarını Türkiye´nin her tarafından toplattık. Bunlar demir dökümlere kilo ile satılan malzemelerdi. Türkiye´de iki-üç toplayıcı bulduk bu konuda. (Bu konuda daha ayrıntılı bilgiye sahip olduğu için sözü oğlu Remzi Yüksel´e verdi)

Remzi Yüksel: İngiltere´nin giyimde iyi bir markası bu. Bütün dünyada da şubeleri var, Amerika dahil. Bu makine kafalarını, mağazalarında vitrinde dekorasyon olarak kullanmak için istedi.

Argun Yüksel: Ama bir-iki tane değil 7 bin 500 tane dikiş makinesi topladık Türkiye´den. Bir de Türkiye genelinde eski ayakkabı tamircilerinin kullandığı aşağı yukarı 800 adet aleti de İngiltere´ye yolladık. Mesela İngiliz Kraliyet Ailesinin bir sosyal projesinde kullanmak için döküm tekerlek yaptırdık Türkiye´de. O tekerleklerin üzerine ahşap ev yaptılar. 7-8 tane tavuğun yaşayacağı ev yani bizim tabirimizle kümes. Çok ciddi paralara sattılar bunları İngiltere´de. Buralarda da bulunduk. İlişkilerimiz bu seviyede gerçekten. Şu an ağırlıklı İngiltere ile çalışıyoruz. Suudi Arabistan´a mal yaptık. Geçmişte uzun yıllar Almanya ile de çalışmıştık.

 

?Dernek kuruldu üye olur musun dediler?

S.D.B: Menemen Çömlekçiler Derneği konusunda neler düşünüyorsunuz? O oluşumun içinde sizi göremedik, neden?

Argun Yüksel: Bilindiği üzere bir derneğimiz kuruldu. Rahat 5 yıllık bir geçmişi var.

Ertan kardeşim bunun kuruluşunu gerçekleştirmiş. Bir defa kuruluşunda yanlış doğdu bu dernek. Neden derseniz. Çok özel bir meslek bu, el yapımı, el becerisi ağırlıklı ve bu işi bilenlerin bir mesleği bu. Ve bir de biz bu işte Menemen´de önder seviyedeyiz. Topsan olarak hakikaten lokomotifiz şu anda. Bize hiç kimse dernek kuruyoruz diye söylemedi. Dernek kuruldu Argun abi, gelip üye olur musun dediler ki, Nereye üye olacağım, ne derneği bu diye sordum. Çömlekçiler Derneği kurduk biz dediler. Kurarken bize gelip danıştınız mı, babayla birlikte bizim bu meslekte geçmişimiz var dedim. Derneğin bir amacı olmalı diye düşünüyorum. Şu ana kadar ne yaptı ki. Yönetim değişikliği olsa da yine bir şey yapamayacak diye düşünüyorum. Dernekler kurulur ve işletmelere bir fayda sağlar. Elimizde şu anda Avrupa´da birçok müşteri var, mal yetiştiremiyoruz. Biz bu imkanlara sahipken Topsan olarak bize hiç danışılmamasını anlayamıyorum. Dernekse dernek kuruldu. Ama ne yaptınız sorusunun cevabı ortada. Çok zayıf görüyorum.

 

?Eleman ve toprak sorunumuz var?

S.D.B: Bir konu da var ki Çin Pazara girdi biz mahvolduk diye dert yanılıyor. Siz ne dersiniz bu konuda? Veya sektör olarak diğer sıkıntılarınız neler?

Argun Yüksel: Ben bu görüşe katılmıyorum ve bu lafa sinirleniyorum. Çinlilerin girmediği pazar mı var yani. Her malda Çinli var. Gele gele bir tek testiye mi geldi. Gelsin ne olacak. Plastiği tercih ediyorsa bırak etsin. Her şeyin kullanıcısı farklı. Bir şey daha var ki, biz sektör olarak sosyal kuruluşlar veya belediyeden bize müşteri bulmasını istiyoruz. Böyle bir dünya var mı kardeşim. Kim sana ne yapacak. Biz onlardan ne isteyebiliriz diye daha gerçekçi düşünmeliyiz. Müşteri istemek kolaycılık diye düşünüyorum. Açıkçası bu mesleğin önünü tıkayacak en önemli meselelerden bir tanesi eleman sıkıntısı diye düşünüyorum. Gerçi her meslekte bu sıkıntı var. Bunu biz yerel yönetimlerden, sosyal kuruluşlardan, odalardan, devletten isteyebiliriz. Bana müşteri bul ben mal satayım diyemezsin. Kendini yenilememişsin, kendini geliştirmemişsin ondan sonra mal satamıyorum diye dert yanacaksın. Böyle bir dünya yok. O kadar iyi ilişkiler içindeyiz ki şu an pazar sıkıntımız yok. Ama bu ilişkiye sağlamak için de tabii ki çok çalıştık. Kimse gelip bizi bulmadı. Sektörümüzde herkes bıraktı kendini. Olmuyor diye, soruna çareyi hep başka yerde arıyorlar. Mesela geçen gün arkadaşımın birini aradım, çok sıkışığız bir konteynır mal da sen yap dedim. Ya Argun sen çok titizsin, yok damga istiyorsun, yok etiket istiyorsun dedi. Bunu söyleyen de üniversite mezunu arkadaşım, mantık bu. Bir de paketleme konusunda hiç geliştiremediler kendilerini. Geçen gün sektörden arkadaşlarla oturduğumuzda, ben şu ürünü şu adette paketliyorum dediğimizde hepsi ayağa kalktı yok ya mümkün değil yapamazsın dedi. Kardeşim gittik, gördük ve yıllardır da bunu bu şekilde yapıyoruz. Son söz olarak mesleğimizin ana sorunundan biri demin de dediğim gibi eleman sorunu, bir de malzeme (toprak) sorunu olacağını görüyorum. Sebebi de şu: Menemen´de çok konutlaşma var. Eskiden bu kadar değildi. Bu sorunu tarımda da yaşayacağız. Konutların altında kaldı topraklarımız. Belediyemden, Ticaret Odamdan bana toprak bulun derim ama bana müşteri bulun diyemem. Sektörümüzde gerçek sorunlar bunlar. Bunları kamuoyu ile paylaşmak istedik. Az da olsa kendimizle gurur duyuyoruz. Bugün Menemen testisinin tek ihracatçı firması olarak, Türkiye genelinde üstelik. Hele de ürünümüzü yurtdışı fuarlarında görünce tüylerin diken diken oluyor. Tekrar bize bu imkanı verdiğiniz için kendi adıma ve üçüncü kuşak olarak bu mesleği devam ettirecek olan oğullarım Remzi ve Toygar adına da sizlere çok teşekkür ediyoruz.

Remzi Yüksel: Şu dönem mal hazırladığımız ayrı bir gurur kaynağı çalışmadan da örnek verecek olursak. İngiltere´nin en eski ve meşhur ev dekorasyon markası olarak bilinen Laura Ashley´ye şu anda güzel bir koleksiyon hazırladık. Farklı bir çalışma oldu. Bu sene başlıyoruz çalışmaya. Orada da böylece ürünlerimiz yer alacak. Gerçekten çok gurur verici.

Haber: S. Derya BOSUT