Bugün, 3 Temmuz 2020 Cuma


Mekanlar ve İnsanlar

Mekanlar ve İnsanlar köşemizde bu hafta, Özen Foto adı altında meslekte 40 yılı dolduran Turhan Met ve aynı isim altında 2009´da mekanını açan Ömer Met´le fotoğrafçılık mesleğine dair keyifli bir söyleşiye imza attık.

S.D.B: Öncelikle Turhan bey kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

Turhan Met: 1961 Menemen doğumluyum. İlkokulu Kubilay Okulu´nda bitirdim. Sonra ortaokulu yarı dönemden sonra bıraktım. Babamın çok üstelemesine rağmen, daha doğrusu çok değerli bir öğretmenim vardı Bediha Bediz okumam konusunda çok geldi gitti evimize, ben de ışık gördü herhalde, iyiydi durumum ama okumak istemedim.

 

S.D.B: Sonra fotoğrafçı yanına mı girdiniz?

Turhan Met: Rahmetli Foto Rahmi´nin yanına girdim. 1972´de başladım, 6,5 yıl kadar orada çalıştım. Ondan sonra da 78´nin 11. ayında şimdiki oğlumun mekanında (Sevgi Yolu) dükkanımı açtım. Özen Foto´nun bu yıl tam 40. yılı. 

 

M.B: O dönemde Menemen´de kaç fotoğrafçı vardı? Ve mesleğinizin işleyişi nasıldı?

Turhan Met: Müftülüğün karşısında Foto Rahmi, İzzet Amca vardı Allah rahmet eylesin, İpek Pastanesi dibinde Fahri abi vardı, Türk Hava Kurumu karşısında Foto Arkadaş Ahmet Acar, Foto Aile Hasan abi, Necdet Varol ve bir de ben vardım. O tarihe göre yine iyi bir sayıydı. Şimdi galiba 13 fotoğrafçı var Menemen´de. Geçmişte sizin meslekten örnek verecek olursam gazeteciler bizim kapımızı aşındırırdı her gün. Bir haber, cinayet, hırsızlık olurdu, çekerdi arkadaşlar o kareyi, biz gelirdik burada yıkardık onu, ondan sonra onlar götürürdü garaja dolmuşlara verirdi İzmir´e gönderilirdi. Öyleydi o yıllar. Düşünün kimse de fotoğraf makinesi yoktu, cep telefonu zaten yok. Ben mesela sinemadan çok çıkmışımdır fotoğraf çekimi için çağırırlardı. Bayramlarda aile fotoğrafı çekilmek için kuyruk olurdu. Her bayram aşağı yukarı herkes bir aile fotoğrafı çektirirdi. O zamanla bu zamanı kıyaslarsak şimdi kültür seviyesi düşük kabul ederim ben. O yıllarda sadece kaç sinema vardı Menemen´de düşünün. Çiçek, Nizam, Huzur, Yeni ve Fadıl´daki sinemayı sayabiliriz.

 

M.B: Peki sizin fotoğrafçılık mesleğini seçmenizde en önemli etken ne oldu?

Turhan Met: Onu da izah edeyim. Ben rençber çocuğuyum. Babam hayvancılıkta yaptı. Rahmi abinin iki tane yeri vardı asfalt kenarında biz onları ortak işliyorduk. Foto Rahmi ile bir tanışıklığımız bu şekilde oldu. Herhalde oradan kaynaklandı diyebilirim. Babam da, Rahmi abi değerli bir insan diye oraya verdi beni çırak olaral. Orada başladık. Tamamen kendiliğinden gelişti. Hiçbir zaman bu mesleği seçtiğim için pişman olmadım. Bazen düşünürüm bu meslek bitse ne yapabilirim diye inanın kendime başka bir seçenek bulamıyorum. Dünyaya bir daha gelsem yine fotoğrafçı olurdum.

 

S.D.B: Oğlunuzun bu mesleğe başlaması nasıl oldu? Yönlendirmeniz oldu mu?

Turhan Met: Okurken yaz dönemlerinde sürekli geldi yanıma. İlk başlarda biz mecbur ettik yaz dönemleri gelmeye. Bazen severek bazen de sevmeden geldi. Sonra lisede de aynı şekilde. Çekimlere gitti. Sonradan benimsedi mesleği, hoşuna da gitti ki devam ettiriyor. Askerden sonra gelince burayı ona bıraktım.

 

M.B: Ömer bey size dönecek olursak babanızın yanında çalışmakla ilgili en büyük motivasyon kaynağınız ne oldu?

Ömer Met: İşimizi seviyordum. Esrarengiz bir iş diye tanımlayabilirim. Karanlık oda da gördük. Tamam belki tam anlamıyla öğrenemedik, çok uygulama yapamadık ama sonuna denk geldik. Az çok çırak olarak bir şeyler öğrendik. Liseyi bitirdiğim yıl karanlık oda kapandı. Sistem gündüz işine döndü ve o zaman üstüne atladım tabiri yerindeyse. Eskiden bu iş çok daha zordu.

Araya gireyim diyerek sözü alan Turhan Met: Fotoğrafçılık dediğin zaman eskiden karanlık oda fotoğrafçılığın en kötü yeriydi. Neden? Karanlık bir yere giriyorsunuz. Karanlık yerde, aydınlıkta yaptığın ne varsa orada yapmak zorundasın onu. Mesela şu makası karanlık odada başka bir yere kayarsan çalışamazsın orada. Onun yeri hiç değişmemeli. Bildiğim yerde bulmalıyım. O dönem çıraklara bu nedenle kızardım.

 

S.D.B: O bir sanattı ama değil mi?

Turhan Met: Evet, ama biraz meşakkatli bir sanat. En zor yanı bizim o zamanki fotoğrafçılığın, mesela düğüne çekim için gittiniz ve düğünden dükkana geldiniz ama hemen eve gideyim yapamıyorsunuz. Şu filmleri yıkayım, bir göreyim dersin. Genelde de yüzde 90 yıkardık. Güzel çıkmış, açık çıkmış önemli değil. Yeter ki bir şeyler çıksın. Ondan sonra eve gidip rahatça yatabilirsin. Çünkü o ana geri dönüş yok. Burada bile gelini çekerken oyalardık, işi garantiye alınca gidebilirsin derdik. Şimdi dijitalin de riskleri var tabiî ki. Karanlık odada sen hata yaparsın bozarsın ama dijitalde senin elinde olmayan sebeplerle teknik anlamda hafıza kartı sorun yaratır, bozulur. Her şeye rağmen şimdiki risk daha az.

 

Fotoğrafı Çekiyorlar Ama Karta Bastırmıyorlar?

 

M.B: İkisini de yapmış biri olarak analog fotoğrafçılık mı dijital fotoğrafçılık mı dersek ne dersiniz?

Turhan Met: Şimdi mukayese etmenin anlamı yok. Bunlar tatlı bir anı olarak kalır, konuşulur ve geriye dönüş olmaz. Bunu sürdürecek bir ortamın yok. Ne ilaçlar kaldı, ne banyolar kaldı. Neye yarar? Tatlı bir anı olarak kaldı o günler. Dijital foto için insanlara söyleyeceğim bir şey var: sadece fotoğraf çekmekle bu iş olmaz. Önemli olan o çektiğiniz kareyi fotoğrafa dönüştüreceksiniz. Eskiden evde kaset çalıyordun şimdi bir tane kasetçalar yok. O teknoloji bitti çünkü. Yani bilgisayara atarım deniyor ya, ya bilgisayar çökerse ya da cep telefonu bozuldu, elinde hiçbir şey kalmıyor. O nedenle fotoğrafa dönüşmeli muhakkak. Orada bir yanlışımız var, sadece fotoğrafı çekiyoruz ve karta basmıyoruz. Düğün albümleri de bu ihtiyaçtan doğdu. Eskiden gençlerde her senenin bir fotoğrafı olurdu. Günümüzde fotoğraf tab ettirenler genellikle orta yaşlılar, gençlerin umurunda bile değil. Ama 5-10 sene sonra sıkıntısını çekecekler. Eski dönemde film kıymetliydi. Şimdi film sonsuz. Foto çekme imkanı sınırsız. Oysa 6 ayda bir çekilen foto içinden 30-40 tane basılabilir. Konu parasal da değil. Bir diğer konu da eskiden çektiğin fotoyu göremezdin, şimdi çektiğin an gördün mesele bitti, yani büyüsü bitti. Anında facede zaten. Bu görsellik insanı doyurdu. Bunu fotoğrafa dönüştürmediğiniz takdirde özellikle gençlere bir daha hatırlatmak isterim ki,  KAYBEDECEKSİNİZ. Fotoğraf anımsamanızı sağlar. Bir tek fotoğraf geriye kalır anımsamanız için.

 

S.D.B: Ömercim biraz da seninle sohbet edelim. Kısaca kendini tanıtır mısın?

Ömer Met: 87 doğumluyum. İlkokulu ve ortaokulu Kubilay´da okudum. Menemen Lisesi´nden mezun oldum. Babamın dükkanında büyüdüm diyebilirim. Herkesin tatil yaptığı zamanlarda biz çalışırdık. Kışın okula gider yazın da babama yardım ederdim. Askere kadar bu böyle sürdü. 2008´de askerden geldikten sonra 2009 başında dükkanımı açtım.

 

M.B: Aynı işi yapan baba-oğul olarak iş konusunda hiç çatışma yaşadınız mı?

Ömer Met: Biz babamla farklı çalışıyoruz zaten, mekanlarımız da ayrı. Herhangi bir sorun yaşamıyoruz o nedenle. Benim kendi alanım dış çekim. Babam ise stüdyo çekimi yapar.   Dış çekimde uzmanlaşmayı tercih ettim. İlk dükkanımı açtığım gün buna karar vermiştim. Bu yolda ilerliyorum. Çeşitli konseptler hazırlıyoruz. Herhalde Menemen´de ilk dış çekimi yapanlardan biriyim. Şimdi artık eline bir tane makine alan herkes bunu yapıyor. Biraz mesleğimizi zayıflattılar ama olsun, bizim baktığımız göz ve gittiğimiz yol daha farklı diyebilirim.

 

M.B: Biyometrik fotoğraf çekilip de kendini beğenen biri görmüyorum. Yok mu buna bir çözüm, hem biyometrik olsun hem de düzgün görüneyim?

Ömer Met: Biyometriğin kabaca tarifi şu, insanı daha iyi tanımak. Mesela kolye, küpe çıkarma konusu şu, diyelim göğsünde bir yara var, bunu büyük bir kolye ile kapatabilirsin, kulağının bir kısmı kopuk, bunu büyük bir küpe ile kapatabilirsin. Bu nedenlerle devlet istemiyor. O fotoğrafa baktığı zaman bire bir eşleştirme yapabilmeyi amaçlamakta. Kapalı resimde de bir takım kriterler var. Yalnız bir de var ki, açık resim çektirirsin biraz sonra kapatabilirsin de. Kim sana ne diyebilir. Ona yapacak bir şey yok. Önemli olan yüz tanıma, parmak izi diyebiliriz.

BİZDE KALANLAR

Sevgi yolunun en eski kesintisiz hizmet veren mekanlarından Özen Fotoğrafçılıktaydık. Turhan Bey ve oğlu Ömer Bey´le hem kendi meslek hikayelerini hem de fotoğraf ve fotoğrafçılığın geçmişten bugüne hayatımızdaki yerini konuştuk. Bu sohbete eşlik eden mutlu anların gülümseyen yüzleri ile donanmış salonda, aydınlık anların karanlık odada ölümsüzleştiği meslek kurallarından, sanatın gizemli mabedinin kapandığı ve dijital dünyaya geçişle değişen alışkanlıklarımızdan konuştuk. Teknolojiler değişir, araçlar değişir, bunlara eşlik eder alışkanlıklarımız, ancak değişmeyen bir şey vardır hatırlamak isteriz ve geleceğe bırakmak o güzel günlerden kareleri. Sizleri bilemeyiz, ama sanırım bundan sonra bizim mutlu anlarımız sadece dijital ortamda değil albümlerde, çerçevelerde de yerlerini alacaktır. Mekân sahiplerine işlerinde başarılar ve bereketli kazançlar dileyerek mekandan ayrılıyoruz.