Bugün, 3 Temmuz 2020 Cuma


CUMHURİYET ÇINARLARI

İlçemizden 90 yaş ve üstündeki büyüklerimizi konuk ettiğimiz Cumhuriyet Çınarları köşemizde bu hafta Çukurköy´den Hüseyin Gökmen (97) ile sohbet ettik.

İlçemizden 90 yaş ve üstündeki büyüklerimizi konuk ettiğimiz Cumhuriyet Çınarları köşemizde bu hafta Çukurköy´den Hüseyin Gökmen (97) ile sohbet ettik.

S.D.B: Hüseyin Amca öncelikle kaç doğumlusunuz?

Hüseyin Gökmen: 1921 doğumluyum miladi olarak. Çukurköy´de doğdum. Bu köyde köküm geniş, annem babam, dedem, dedemin dedesi hepsi Çukurköy´de doğmuş.

 

S.D.B: Kaç kardeşsiniz?

Hüseyin Gökmen: 5 kardeşiz, 5´er yaş arayla benden sonraki kardeşim Şefik vefat etti, 4´ümüz hayatta. 3 erkek, 2 kızdık. Ben ilk çocuğum.

 

S.D.B: Şu anda bu köyün en yaşlısı sizsiniz herhalde?

Hüseyin Gökmen:  Evet, en yaşlısı benim.

 

S.D.B: Okula gittiniz mi?

Hüseyin Gökmen:   Hanımefendi, ilk üç sınıfı okudum. O zaman köylerde ilkokul 3 sınıftı, şehirde ise 5 sınıftı.  Benim zamanımda 1928´de Yeni Yazı çıktı. 1929´da okula girdim. Fakat eski yazı tek bir harf bilmiyorum. Ama ne zaman Kuran-ı Kerim Türkçe´ye çevrildi. O da olmayaydı ot gelip saman bu dünyadan göçecekmişim. Gazetesiz, kitapsız durmazdım. Çok okurdum. Şimdi kulak duymuyor, göz görmüyor. Haliyle biraz daha azaldı. Bakın hanımefendi, tepedeki bu elektrik okutmuyor. (Odasındaki pencere önünü göstererek) Sabah çok erken kalkarım ve karşıki duvardan içeriye yansıyan gün ışığı altında daha rahat okuyorum.

 

S.D:B: Gazete okumaya çok meraklı olduğunuzu duydum. Mesela 40-50 sene evvel köye kaç gazete gelirdi?

Hüseyin Gökmen:  Köye gazete son yıllarda geldi. Eskiden hiç gelmiyordu. Akşam oldu mu o zaman 3 kahve vardı, 3 kahveyi gezerdim Menemen´e gidecek var mı, bana gazete getirsin diye.  Radyoda haberleri dinlerdim. Ama radyom bozuldu. Haberin dışında müzik dinlemeyi de severdim, ama benim anlayacağım müzik kalmadı.

 

M.B: İlk söze başlarken çok dikkatimi çekti dediniz ki, ot gelip saman giderdik eğer okumasaydık. Bu söz bir şeyleri idrak ettiğinizi gösteriyor. Nasıl başladı bu okuma alışkanlığı, okuma keyfi sizde?

Hüseyin Gökmen: Evlenmezden bir-iki yıl evvel askerden terhis oldum geldim gazete okumaya başladım.  Şimdi kahveye gidince masalarda duran gazetelerin en büyük yazılarını okuyabiliyorum. Şimdi okumak çok kolay benim zamanımla mukayese edince. Her gazete parasız git kahveye oku.

 

S.D:B: Geçimini nasıl sağlıyordun? Mesleğin neydi?

Hüseyin Gökmen: Yevmiyeye gidiyordum. Kış aylarında odun kesip, mangal kömürü yapıyorduk. Gündelik işlerdi. Köylerde her evde olduğu gibi hayvancılıkta yaptık.

 

M.B: Gençliğimden beri hiç değiştirmedim dediğin alışkanlıklarınız neler dersek?

Hüseyin Gökmen: Okumaktan başka bir şey yok. Gece yarılarına kadar uyumadığım zamanlar olurdu. Ailem vefat etmezden önce yat artık derdi. Kuran-ı Kerimi her ay bitirmek şarttı. Günde 1 cüz okursam 30 günde, günde 2 cüz okursam 15 günde bitiriyordum. Ama şimdi hepsi gitti benden, ben kaldım burada. Bir de gazetelerden ve radyodan öğrendiğim Aşık Veysel´in bir sözü var hiç unutmam, bilmiyorum ne haldeyim, iki kapılı handa uzun ince bir yolda gidiyorum gündüz gece, gündüz gece. İşte şimdi benim diyorum kendi kendime.

S.D:B:  Büyük usta hepimizi anlatmış. İnsanoğlunun yaşamı o, bir kapıdan girip ötekinden çıkacağız.

 

S.D.B: Askerlik konusuna gelecek olursak?

Hüseyin Gökmen: 1941 yılının 10´uncu ayının 6´sında asker oldum. Çanakkale´de yaptım askerliği. 18 ay diye gittim. Oraya vardık, durum sıkıştı, Avrupa yanıyor. 2. Dünya Savaşı var. Bir emir geldi ikinci emre kadar terhisler durduruldu. Hitler´in Moskova´ya varmasına 40 km. kaldı deniyordu.  Onun için velhasıl 1945 senesinin Mart 31´de terhis edildim. 3.5 yıldan fazla. Bu askerlik vatani görevim benim, Çanakkale gibi tarihi bir yerde askerlik yapmak, oralarda bulunmak benim için unutulmaz oldu. Zaten oraları görmeyi çok arzu ediyordum. (76 yıl geçmesine rağmen tarihleri hiç tereddütsüz söylemesine dikkat çekeriz, bu yaşına rağmen hafızası saat gibi işliyor)

 

M.B: Askerlik dışında hiç bu köyden dışarı çıktınız mı?

Hüseyin Gökmen: Askerlik dışında çıkmadım hanımefendi. Askerlikte olmayaydı ben Çukurköy´ü, Çukurköy´de beni bilirdi sadece. Çünkü bunun sebebiyeti de maddi durum, fakirlik.

 

S.D.B: Kaç çocuğunuz var?

Hüseyin Gökmen: 2 kızım var. İkisini de burada evlendirdim. Fakat hepsi de Haykıran köyüne göçtüler. Şimdi Haykıran´da yaşıyorlar. İlk kızımın kocası öldü, çocukları var. İkinci damadın adı da Hüseyin onun da çoluk çocuğu var. Gel diyorlar bana amma hanımefendi benim inancıma göre alınyazısı, takdiri ilahi neyse ben onu göreceğim. Çare yok. Eşimi kaybettiğim halde kimseye bir şey demedim, demeye de terbiyem müsaade etmez. Şükür ediyorum Allah´ıma. Daha beteri vardır. Sadece bir erkek olarak gelen giden olmuyor.

 

M.B: Peki şimdi dönüp baktığında, şimdi 30 yaşında olsam bunları bunları yapardım dediğiniz bir şey var mı?

Hüseyin Gökmen: Diyemeyeceğim bir şey şöyle yapardım, böyle yapardım diye. İmkanım ölçüsünde yapacaklarımı yaptım. Allah´tan sağlığımı diledim. Allah da verdi. Fakat memnun değilim. Allah´a karşı gelmek istemem, Allah´a çok çok şükür. Sizlere de Allah uzun ömür versin. Yalnız siz kadınlara gelen-giden, hatır soran çok olur. Erkeğin yalnız kalması çok zor.

 

S.D.B: Eşinizi kaybedeli kaç yıl oldu?

Hüseyin Gökmen: 2012´de öldü. Aniden hastalandı. Üç gün hastanede yattı, vefat etti. Allah rahmet eylesin.  1929 doğumluydu, 8 yaş ufaktı benden.  Askerden sonra 1946 Ekim´in 26´sında evlenmiştik.

 

M.B: Bu yıla kadar sağlıklı yaşamışsınız çok şükür, bunu neye borçlu olduğunuzu düşünüyorsun?

Hüseyin Gökmen: Her şeyi Allah´a borçluyuz. Ezelden beri oburluğum yoktur. 20 sene sigara içmedim. Fakat, Allah belasını verdi ya Kenan Evren zamanında silah bulundurmaktan cezaevine düştüm orada tekrar sigaraya başladım.  12 Eylül´de mavi tren yaktı beni.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                        Ticaretini yapanlar elini kolunu sallayaraktan gezdi. 8 ay cezaevinde kaldım. Ramazan bayramı günüydü hiç unutmam tekrar sigaraya başladım. Cezaevinden çıkınca bıraktım. 18 ay içmedim, tekrar başladım. Bu sefer nefes darlığı başladı. Bronşit tedavisi oldum. Sonra bir daha bıraktım.

 

S.D.B:  Atatürk´ü hatırlıyor musunuz?

Hüseyin Gökmen: Atatürk´ü hatırlıyorum ama görmedim. Atatürk öldüğünde 17 yaşındaydım. Dünyayı tozpembe görüyordum. Fakat nerede göreceksin, O´na ulaşacaksın böyle araba yok. Çukurköy´den Menemen´e bile ulaşım imkanı yoktu. Yol yoktu zaten.

 

M.B: Gençliğinizden bu güne dünyada çok değişiklikler oldu ve siz bunları okuyan ve bilen bir insansınız. Olan bu değişikliklerle ilgili ne düşünüyorsunuz? Mesela televizyon, cep  telefonu ne dersiniz?

Hüseyin Gökmen: O günleri düşünürsek, ben değil ama bu gençlik cennette yaşıyor. Biz Çanakkale´den Çukurköy´e mektup yazacağız Menemen´de nalbant Kırlı İbrahim eliyle Çukurköy´den Mustafa Gökmen babama mektup gelirdi. Şimdi ben 41´de asker oldum, 43´te alayımıza seyyar telsiz geldi. Evvela kabloluydu. Çok kablo döşemek için yolları eştim. Şimdi evde dahi çocuk telefon ile oynuyor, köyde dahi herkesin çoluk çocuk herkesin elinde var. Benim akşamları 7´de sadece haberler için televizyonun düğmesine elim varıyor.

 

M.B: Bir gününüz nasıl geçiyor?

Hüseyin Gökmen: En geç 6´da, 5 buçukta da kalktığım çok oluyor. İlk işim kalkınca sobanın külünü boşaltmak, hazırlamak ve yakmak. İhtiyaçlarımı gördükten sonra ezan yaklaşıyor, abdest alıyorum ve bekliyorum. Ezan okununca namazımı kılıyorum. Etraf aydınlanınca evden çıkıyorum. Kahvede bir çay içiyorum.  Çok oturmuyorum eve dönüyorum çünkü torunum çorba getiriyor ve gözüme damla damlatıyor. Sabahları çorba içerim. Hava güzel olursa tekrar dışarı çıkar, aşağıdaki son kahveye kadar giderim.  2-3 sene öncesi çeşmeye kadar yürürdüm.  Şimdi en uzak o kahveye kadar yürüyebiliyorum, ayaklar tutmuyor. Öğlen namaza camiye giderim. Tekrar eve dönerim. İkindiyi yine camide kılarım. Öğlen yemeyinde bazen peynir ekmek zeytin yer, sobada çay demlerim, öyle geçiştiririm. Akşam yine çorba getirirler veya ismini bilmiyorum hamurdan yapılmış fabrikasyon şeyler. Haberleri dinlerim mutlaka akşamları. Akşam karar tutmuyor, bazen yatsı namazını beklemeden, erken kalktığım için gözler yoruluyor, erken yatarım. Gece kalkınca yatsıyı kılarım. Çoğu zaman yatsı namazını kılınca yatarım.

 

M.B: Gençlere ne tavsiye edersiniz?

Hüseyin Gökmen:  Şimdiki gençliğe tavsiyem cehaleti üzerinden atsın. Okusun imkanı varsa, adam olsun.  Bizim alfabemizde oku, oku adam ol diye bir yazı vardı. İnsanlık tavsiye ederim.

 

S.D.B: Peki dünyayı nasıl görüyorsunuz?

Hüseyin Gökmen:  Hanımefendi benim anladığıma göre yani Türkiye´nin karşısında çok roller oynanıyor. Benim anlayışıma göre bölüp, parçalayıp, dağıtmak istiyorlar Türkiye´yi. İnşallah da muvaffak olamazlar. Onu görüyorum dünyada.

 

S.D.B: İkinci Dünya Savaşı yıllarını yaşamış biri olarak geçmişle bugünü karşılaştırırsanız hangi dönem daha zordu?

Hüseyin Gökmen: Ekonomi çok bozuktu özellikle İkinci Dünya Savaşı yıllarında, benim askerlik yaptığım o devirde, askerin yaktığı ateşte palamudun pelidini pişirip yediğini bilirim. Çok zor günler geçirdik. Şimdi askerlik mi yapıyorlar?

 

M.B: Eviniz çok temiz ve düzenli kim temizliğinizi yapıyor?

Hüseyin Gökmen: Torunum yapıyor. 1967 yılından beri bu evdeyim. Bugün burada olmamasının sebebi de torunu (torununun torununu görmüş) hastanede, oraya gitti.

 

BİZDE KALANLAR

Çukurköy´ün yollarındayız, mis gibi tertemiz bir hava. Fonda kara danalar ve onların seslerine karışmış horozların namesi. İki kanatlı kocaman bir ahşap kapıdan girdiğimiz bahçe bizi merdivenlere ve oradan da Hüseyin Amcanın yanına ulaştırdı. Evin kapısında dimdik bir delikanlı edasıyla karşıladı bizi asırlık çınar. Kapıdan içeriye girerken o mis gibi dede evi kokusunu,  kolonya ve şekerimizi de alıp sohbete başladık. Keyifli bir sohbet oldu. Hiç ummadığımız nasihatler aldık. Ot gelip saman gitmemek için okuyun diyordu, köyünden dünyayı izleyen adam. Yaşının verdiği duygusallık, hassasiyet ile hafızasının pırıl pırıl oluşu tezat oluşturuyordu. Gün gün, satır satır döktü bize gönlünü. Cahil kalmayın, insan olun, okuyun diyor da başka bir şey demiyor Hüseyin Dedemiz. Bize de haklısın demek ve kendisi için sağlıklı günler dilemek düşüyor Köyünden dünyayı izleyen Adama.